Ocak 2026...Uzun bir aradan sonra abuzer bayat amcamı eski evinin önünden geçerken gördüm. Tam ordan geçerken Abuzer amca adımlarını yavaşlattı. Ayakları onu yine o bildik adrese, şimdi sadece taş ve hatıra yığınına dönüşmüş olan eski evinin önüne getirmişti.
Yıkık duvarlara bakarken gözleri doldu ama zihninde canlanan manzara bambaşkaydı.
O yıkıntıların yerinde bir zamanlar tek katlı, çatısı gökyüzüne komşu, kapısı ise her daim ardına kadar açık o mütevazı ev duruyordu. Abuzer amca için o ev sadece bir barınak değil, Şırnak’ın kalbinin attığı bir duraktı. Sabahın ilk ışıklarıyla tüten semaverin kokusu sokağın başına kadar yayılırdı.
Tanıdık, yabancı, yoldan geçen kim varsa Abuzer amcanın o içten "Gel bir çayımızı iç" davetiyle duraksardı.
Çay bardaklarına sadece şeker değil, sanki o kadim şehrin tüm sevgisi ve huzuru doldurulurdu.
Şimdi o neşeli seslerin yerini derin bir sessizlik almıştı. Abuzer amca, avucunda hala o sıcak çay bardağını hissediyor gibiydi. Herkese karşılıksız sunduğu o bir bardak demli çay, aslında insanlığa ikram ettiği bir gönül sofrasıydı.
Evin taşları dökülmüş, damı çökmüştü belki; ama Abuzer amcanın o tek katlı evinde pişirdiği sevginin kokusu, Şırnak’ın sokaklarında hala gizli bir hatıra gibi esmeye devam ediyordu.
Abuzer amcayı bu akşam kaybettik. Senin avuç içinden öpüyorum. Güle güle değerli büyüyümüz...