Aile ahlakının merhamet ve emanetle beraber önemli bir rüknü de muhabbettir.
Muhabbet varlığın mayasıdır. Muhabbet ilahi rahmetin yaratılanlara yansıyan bir tecellisidir. Hayatın her alanına hâkim kılınması gereken güzel hasletlerdendir.
Esasen sevgiyi ifade için kullanılan bütün kelime ve terimlerin, muhabbetin bir türevi olduğu, bu yüzden birbirine çok yakın anlamlara geldiği de ifade edilir. Muhabbete birçok anlam verilmiştir. En önemlilerinden biri, kökeni itibarıyla lüzum ve sebat manasına gelmesidir ki, sevilenin adını ve zikrini kalpten hiç ayırmamayı ifade eder. Saflık ve berraklık anlamını taşıması sebebiyle, sevgi ve dostluğun katkısız, saf olanına muhabbet denilir. Çünkü sevgi; arı, duru, saf ve berrak olmalıdır. Sevgi, kalbin sevilene meyli olduğu için, Allah için kullanılıp kullanılamayacağı münakaşa edilmiştir. Bazı alimler, bunu kabul etmeyerek Allah sevgisinden maksadın O’na ibadet etmek olduğunu söylemişlerse de İslam ulemasının çoğunluğu Allah sevgisinin varlığını Kur’ân ve Sünnetten getirdikleri açık delillerle ortaya koymuşlardır. Neticede, Allah ve Resulü’nü sevmenin farz olduğunda ittifak edilmiştir. Nitekim Allah Teala Kur’ân’ın bazı ayetlerinde şöyle buyurur:
“Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler.” (el-Maide, 5/54)
“İman edenlerin Allah’a olan sevgileri her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir.” (el-Bakara, 2/165)
“Eğer Allah'ı seviyorsanız gelin bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (Al-i İmran, 3/31). (Küçük, 2007)
Kulun Allah ile münasebetinde muhabbet bulunmalıdır.
Müminin Resulullah’a (sas) karşı vazifelerinden birisi muhabbettir.
İttibaya giden yol muhabbetten geçer, çoğu zaman.
Müslümanın Müslümanla alakası muhabbet üzerine kurulu olmalıdır. Onun için müminin mümine karşı durumu bir bedene benzetilmiştir. Bir vücuttaki organların birbiriyle uyumu ve biri olmadan diğerinin eksik kalması noktasına vurgu vardır burada. Birinin rahatsızlığı diğerlerini de mutsuz kılacaktır. Birbirini düşünen insanlar önce birbirini sevmelidir ki bunu gerçekleştirebilsinler. Muhabbet, insan olan herkese uygulanacak, ‘Yaratılanı Yaratan’dan dolayı severiz’ düsturunun hayata akışını sağlar, muhabbet.
Belki de en önemlisi muhabbetin ailedeki zorunluluğu ve işlevidir. Aile üç temel sacayağı üzerine kurulu ise bunlardan biri muhabbettir. Sevginin olmadığı bir aile ortamında hürmet olmaz. Hürmetin olmadığı bir yerde kıymet olmaz. Kıymet verilmiyorsa karşıdakine bağlılık olmaz, sadakat gerçekleşmez, vefa meydana gelmez. Hele hele fedakârlık o semte bile uğramaz.
Ancak, ne yazık ki, ailede bazen muhabbet ihmal edilebiliyor ve buna bağlı olarak sevgiyi azaltan, güveni sarsan durumlar meydana gelebiliyor.
Genellikle aile içi iletişimi zedeleyen ve bazen de kopmasına sebep olan hususlardan biri eşlerin, yaptıkları işleri, elde ettikleri başarıları takdir etmemeleri, değer vermemeleri yahut değer verdiğini belli etmemeleridir. Böylesi durumlarda, insanlarda, kendisine değer verilmediği hissi ağır basıyor, hayal kırıklığı yaşanıyor, bir incinmişlik duygusu ve belki de en önemlisi takdir açlığı oluşuyor. Modern hayatta diğer birtakım etkenler sebebiyle eşlerin birbirine değer verdiğini belli etmemesi, bunun farkında bile olmayışı, önemli iletişim problemlerinden biridir. (Ay, 2018) Sevgi ve muhabbeti ayakta tutacak en önemli etken sağlıklı bir iletişimdir. Sağlam bir iletişim dilinden asla vazgeçilmemelidir.
Önemli bir işe karar verirken eşinizle istişare etmeniz, ona değer vermenizi, ona olan muhabbetinizi gösterir. En basitinden bir yemek yendiğinde, kişinin eşine ‘eline sağlık’ demesi neyini eksiltir? Kadının kocasını, erkeğin hanımını günlük işlerinde takdir etmesi, birbirlerine teşekkür etmeleri, lüzumu halinde özür dilemeleri ‘sıradan ve olması gereken birer davranış’ iken günümüzde bazen erdemli birer davranışa evriliyor. Zira az yapılınca, bazıları tarafından ihmal edilince -maalesef- faziletli bir işe dönüşüyor. Keşke sıradanlaşsa, keşke rutinleşse böyle güzel hareketler. Değerlerimizden uzaklaştıkça, onlar daha değerli hale gelmiyor. Zaten değerli onlar. Biz o değerlerden uzaklaşıp kıymetimizi düşürüyoruz, farkında değiliz. Rabbim bize istikamet nasip etsin.
Diğer yandan aile içinde empati duygusunun geliştirilmesi muhabbeti pekiştirecek mühim bir faktördür. Bu konuda da Resulullah’ın (sas) önemli bir tavsiyesi var, kulak vermek gerekir. Hz. Peygamber (sas) örnek yaşam tarzıyla ideal bir eş, sorumlu bir baba ve mükemmel bir aile reisi olarak bizlere rehberlik etmiştir. Onun aile ile ilgili birçok hadis îrâd ettiği malumdur. Bu rivayetlerden biri de “kimsenin eşine karşı kin beslememesini emrettiği” hadisidir. Zira eşinde hoşlanmadığı bir huy varsa mutlaka hoşlanabileceği huylarının da olduğuna dikkat çeker, hadis. Bu hadis günümüz modern dünyasında bize ışık tutacak önemli bazı ayrıntılar içerir. Başkalarını olduğu gibi kabul etmeyi nazara veren, her insanın yaratılıştan getirdiği farklılıklara sahip olduğunun altını çizen bu rivayet, aynı zamanda bize empati yapmamızı da tavsiye etmektedir. Buna göre, karı ya da koca, eşinde sevmediği bir davranış veya hoşa gitmeyen bir hareket gördüğünde, onun hoşa giden ve sevilecek davranışlarının da olduğunu hatırlayacak ve bu yüzden ona kin beslemeyecektir. Kendisini eşinin yerine koyarak, mükemmel biri olmadığını ve kusur sahibi olabildiğini düşünecektir. Böyle empati yapması onda eşine karşı, insanî bir anlayışın gelişmesine vesile olacak ve ailedeki küçük ve basit sorunların çözülmesi daha da kolaylaşacaktır. (Agitoğlu, 2020) Yukarıdaki tavsiyeyi veren Hz. Peygamber’in (sas) bu bağlamda başka güzel bir mesajı daha var bizlere. Nitekim İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (İbn Mâce, “Nikâh”, 50).
DEVAM EDECEK