İslam düşünce tarihinde kalemi kadar irşadıyla da iz bırakan âlimlerden biri olan İbnü'l-Cevzî, yalnızca medreselerde talebe yetiştirmemiş; aynı zamanda bir baba olarak evladının kalbine de hitap etmiştir. Oğluna yazdığı nasihatler, asırlar öncesinden bugüne ulaşan sahici bir muhasebe çağrısıdır: aklı merkeze alan bir sorumluluk bilinci, dünyanın geçiciliğini hatırlatan diri bir ölüm şuuru ve ilim ile ameli birlikte yürütme vurgusu… Bu satırlar, sadece bir babanın oğluna öğüdü değil; modern çağın dağınıklığı içinde istikamet arayan herkese yöneltilmiş evrensel bir çağrıdır. İbnü’l-Cevzî oğluna şu nasihatte bulunur:
“Ey oğul! Allah seni doğru yola ulaştırsın. Bilmelisin ki insan, aklı ile hareket etmesi bakımından diğer varlıklardan üstün tutulmuştur. Aklını öne çıkar, fikrinle amel et ve nefsinle baş başa kal. Şüphesiz, sorumluluk ve yükümlülükleri olan bir varlık olduğunu bil; böylece iki meleğin sözlerini ve bakışlarını sayıp yazdıklarını idrak edersin.
Aldığın her nefes seni eceline yaklaştırır. Dünyada kaldığımız süre kısa, kabirde kalacağımız süre uzundur. Kötü sonuçlar doğuran hevâ ve hevese uymanın neticesi ise azaptır. O hâlde nerede, yerini pişmanlığa bırakıp geçen dünün lezzeti? Nerede, başları alçaltıp ayakları kaydıran nefsin şehveti?
Mutluluk ancak hevâ ve hevese ters düşmekle elde edilir. Mutsuzluk ise dünyaya bağlanmakla ortaya çıkar. Geçmiş krallardan ve zâhidlerden ders al. Nerede o kralların zevkleri ve dünyaya dair yorgunluklarının sonucu? Salih insanların geride bıraktıkları güzel sözlerdir; asi olanların geride bıraktıkları ise çirkin sözlerdir. Aç kalan insanlar sanki hiç aç kalmamış, tok olanlar da sanki hiç doymamış gibi davranırlar.
Tembellik, faziletli ameller için kötü bir arkadaştır. Rahatlığa düşkünlük ise bütün zevklerin doğurduğu pişmanlıklardan daha büyük bir pişmanlığa yol açar.
Kendine dikkat etmelisin ve bilmelisin ki farzları yerine getirmek, haramlardan kaçınmak gerekir. Ne zaman haddi aşarsan, bunun karşılığı ateştir.
Yine bilmelisin ki müctehitlerin nihai amacı faziletli amelleri elde etmektir. Oysa faziletler farklı şekillerde anlaşılabilir. Bazı insanlar dünyada fazileti sadece züht (dünyayı tamamen bırakıp Allah’a yönelme) olarak bilirler. Bazıları ise fazileti ibadetle meşgul olmak şeklinde anlarlar. Gerçek fazilet, ilim ile ameli bir arada tutmaktır. İkisi bir araya geldiğinde, eksiklikten münezzeh olan Yüce Allah, o kimseyi marifetle doğruluğa ulaştırır; onu sevmeye ve O’na karşı özlem duymaya yöneltir. Asıl amaç da budur.
Azim ehline azamet verir. İsteyen herkes başkaları tarafından istenmeyebilir; her arayan da aradığını bulamayabilir. Ancak kulların gayret etmesi gerekir. Çünkü herkesin yaratılış amacı, kendisine kolaylaştırılmıştır.”
Asırlar değişse de insanın zaafları, arayışları ve imtihanı değişmiyor. Bu yüzden İbnü'l-Cevzî’nin oğluna hitaben kaleme aldığı bu satırlar, bugün de bize sesleniyor. Her nefesin bir emanet olduğunu, aklın sorumlulukla değer kazandığını ve faziletin ancak ilim ile amelin birlikteliğinde anlam bulduğunu hatırlatıyor. Belki de modern insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, daha fazla bilgi değil; bilgiyi hayata dönüştürecek bir bilinçtir. Çünkü dünya kısa, yol uzun ve insan ancak kendisiyle yüzleşebildiği ölçüde istikamet bulabilir.