Dünyanın en güzel coğrafyasında, eşsiz bir doğanın, parmakla gösterilen kanyonların, denizlerin ve adeta cennetten kopmuş bir iklimin üzerinde yaşıyoruz. Sınırlarımızdan içeri giren her yabancının hayranlıkla izlediği bu muazzam potansiyel, ne yazık ki tek bir düğüm noktasında kördüğüme dönüşüyor: İş ahlakı ve sorumluluk bilinci.
Bugün sokakta, kahvede ya da bir resmi dairede kiminle konuşsanız dertli. Memur işinden memnun değil, işçi emeğinin karşılığını tam alamadığından yakınır, esnaf piyasadan şikayetçi, siyasetçi ise sürekli bir suçlu arayışında. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde karşımıza acı bir tezat çıkıyor: Kimse işinden memnun değil ama kimse de görevini dört dörtlük yapmıyor.
Bizler ne zaman bir ülkenin gelişmişlik seviyesini konuşsak, gözümüzü hemen Brüksel’e, Avrupa Birliği’nin o soğuk bürokratik koridorlarına ve imza atılması gereken fasıllara çeviriyoruz. Oysa o kapıların arkasındaki sihirli formül ne politiktir ne de coğrafi. O formül, bireyin topluma ve yaptığı işe duyduğu saygıda saklıdır.
Büyük Dönüşümün Yol Haritası: Zihniyete Format Atmak
Eğer bu ülke gerçekten hak ettiği ligde oynamak, hatta o çok özenilen Avrupa’yı geride bırakıp sollamak istiyorsa, yapılması gereken şey mevzuat değiştirmek değil; zihniyetimize topyekûn bir format atmaktır. Bu büyük dönüşüm ise şu temel sütunlar üzerinde yükselecektir:
İşini Severek ve Sağlam Yapmak: Siyasetçiden en alt kademedeki kamu görevlisine, büyük esnaftan fabrikadaki işçiye kadar herkesin her sabah şu soruyla güne başlaması gerekir: "Bugün üzerime düşen sorumluluğu, hakkını vererek yerine getirdim mi?" Bir işi sadece "yapmış olmak için" değil, en iyi şekilde yapmak vatanseverliğin ilk ve en büyük şartıdır.
Doğa, Çevre ve Hayvan Sevgisiyle Bütünleşmek: Vatanı sevmek, sadece sınırlarını savunmak demek değildir. Vatanı sevmek; onun tek bir ağacına gözü gibi bakmak, sokağını kendi evi gibi temiz tutmak, denizini kirletmemek ve doğadaki can dostlarımızın, hayvanların yaşam hakkına sonsuz saygı duymaktır. Gerçek medeniyet, beton kulelerle değil, doğayla kurulan bu merhametli bağla ölçülür.
Bilinçli ve Eğitimli Yeni Bir Nesil yetiştirmek: Geleceği kurtarmanın tek yolu, çocuklarımızı ezberci kalıplardan çıkarıp onlara "sorumluluk" bilincini aşılamaktır. Hak yememeyi, kurallara uymayı, trafikte empati kurmayı ve doğayı korumayı birer ders notu olarak değil, birer yaşam refleksi olarak beyinlerine kazımalıyız.
Netice;
Bizler iş kalitesinde, ahlakta ve akılcı sistemlerde kendimizi yukarıya taşıdığımız an, kurumsal yapılarımız da siyasetimiz de otomatik olarak o seviyeye gelmek zorunda kalacaktır. Biz ne zaman "Herkes kapısının önünü süpürsün" felsefesini tam manasıyla uygular ve işimizi dürüstçe yaparsak, o hayalini kurduğumuz ileri medeniyet seviyesine ulaşmak için kimsenin onayına ihtiyacımız kalmayacaktır. Çünkü o zaman, Avrupa Birliği standartları zaten bizim yaşam biçimimiz olacaktır.
"Avrupa Birliği" Bir Kağıt Parçası Değil, Bir Zihniyet Meselesidir
"Avrupa Birliği" Bir Kağıt Parçası Değil, Bir Zihniyet Meselesidir
Yorum Yap
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.