Bir Çocuğun Eve Taşıdığı Sessizlik

Bir Çocuğun Eve Taşıdığı Sessizlik

Çocukların okuldan eve yalnızca çantalarını getirdiklerini sanıyoruz.

Oysa bazen onlarla birlikte bir cümle de gelir. Teneffüste söylenmiş, söyleyenin belki çoktan unuttuğu bir cümle. Bazen bir lakap, herkesin güldüğü bir an, yanına oturulmayan bir sıra… Çocuk ayakkabılarını çıkarır, çantasını bırakır; fakat günün ağırlığını kapının önünde bırakamaz.

“Okul nasıldı?” diye sorarız.

“İyiydi.”

Her kısa cevabın arkasında saklı bir acı yoktur elbette. Her suskunluğu zorbalıkla açıklayamayız. Ama bir çocuğun anlatmaması, anlatılacak hiçbir şey olmadığı anlamına da gelmez.

Belki önce bunu kabul etmeliyiz: Bir çocuğu korumak, yalnızca başına gelenleri öğrenmek değildir. Başına bir şey geldiğinde bize anlatabileceği bir ilişki kurmaktır.

• • •

Akran zorbalığını doğru adlandırmak önemlidir. Çocuklar arasındaki her tartışma, her küslük veya anlaşmazlık zorbalık değildir. Zorbalığı sıradan bir çatışmadan ayıran temel özellikler; zarar verme amacı, tekrarlanan davranışlar ve taraflar arasındaki güç dengesizliğidir. Bu güç yalnızca fiziksel üstünlükten doğmaz; bir grubun desteği veya sosyal çevredeki baskın konum da çocuğu diğerinin karşısında savunmasız bırakabilir.

Ancak bu ayrım, müdahaleyi ertelemenin gerekçesi olamaz. Bir davranışın zorbalık örüntüsü oluşturup oluşturmadığı başka, o davranışın çocuğa zarar verip vermediği başkadır. Tek bir saldırıyı ciddiye almak için ikincisini beklememeliyiz.

Üstelik mesele artık okul bahçesinde kalmıyor. Bir görüntü, aşağılayıcı bir mesaj veya sahte hesap üzerinden yapılan paylaşım, çocuğun odasına kadar ulaşabiliyor. Dijital ortamda içeriklerin hızla yayılması, incitici bir anın farklı kişiler tarafından yeniden dolaşıma sokulmasına imkân veriyor. Çocuk okuldan uzaklaşsa da kendisini hedef alan kalabalıktan uzaklaşamayabiliyor.

Okulun zili çalıyor; fakat bazı çocuklar için teneffüste başlayan şey bitmiyor.

“Şakaydı” sözü de burada her şeyi açıklamaya yetmez. Birlikte gülmekle birini gülünecek kişi hâline getirmek arasında fark vardır. Bir çocuğun kalabalığa uyabilmek için gülümsemesi de bize o davranıştan incinmediğini düşündürmemelidir.

• • •

Kendi çocuğumuzun zorbalığa uğrama ihtimali bizi kaygılandırır. Peki, başka bir çocuğu incitenin bizim çocuğumuz olabileceğini aynı açıklıkla düşünebilir miyiz?

“Benim çocuğum yapmaz.”

Bu cümle, bir araştırmanın sonucu olabilir; başlangıcı olmamalıdır.

Çocuğumuzu dinlemek, olayı anlamak ve acele hüküm vermemek gerekir. Fakat onu sevmek, her davranışını savunmak demek değildir. Bazen çocuğumuzun yanında durmanın en doğru yolu, yaptığı şeyin yanlış olduğunu açıkça söyleyebilmektir.

Burada iki kolaycılıktan da uzak durmalıyız: Zarar veren davranışı “çocukluk” diyerek önemsizleştirmekten ve o davranışı çocuğun değişmez kimliği saymaktan. Bir çocuğa sınır koymakla onu “kötü çocuk” ilan etmek aynı şey değildir. Davranış durdurulmalı, sorumluluk öğretilmeli ve değişebilmesi için gerekli destek sağlanmalıdır.

Bunun bedelini ise zarar gören çocuğa ödetemeyiz. Ondan hemen affetmesini, yeniden arkadaş olmasını veya yaşadıklarını unutmasını beklemek, yetişkinlerin çözüm arayışını onun omuzlarına bırakmak olur.

Bir de olanları izleyen çocuklar vardır. Onlara yalnızca “Sen karışma” demek yerine, kendilerini tehlikeye atmadan yardım istemeyi öğretmeliyiz. Aşağılayıcı görüntüyü paylaşmamak, kahkahaya katılmamak, yalnız bırakılan arkadaşına destek olmak ve güvenilir bir yetişkine haber vermek de bir tutumdur. Zorbalığa tanık olan çocukların destekleyici davranışları, mücadelede önemli bir yer tutar.

Fakat zorbalığı durdurma sorumluluğu, cesaret göstermesini beklediğimiz başka bir çocuğa bırakılamaz. Asıl sorumluluk yetişkinlerdedir.

• • •

Çocukları incitmemek bir nezaket meselesidir; incitildiklerinde onları korumak ise yalnızca nezakete bırakılamaz.

Hukuk tam da bu nedenle meselenin içindedir.

“Akran zorbalığı” ifadesi, hukuki değerlendirmeyi tek başına belirlemez; somut davranışın ne olduğuna bakılır. Bir fiil, koşullarına göre kasten yaralama, tehdit, hakaret veya özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlar kapsamında değerlendirilebilir. Suç oluşup oluşmadığı ise ilgili suçun bütün unsurları incelenerek belirlenir. Zararın niteliğine ve sorumluluk koşullarına göre maddi veya manevi tazminat da gündeme gelebilir.

Çocukların ceza sorumluluğunda, fiilin işlendiği sıradaki yaşları ve kanunun aradığı durumlarda fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama, davranışlarını yönlendirme yetenekleri önem taşır. On iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu bulunmaz. Bununla birlikte ceza sorumluluğunun bulunmaması, hukukun çocuğu veya ortaya çıkan zararı görmezden geldiği anlamına gelmez; çocuklara özgü güvenlik tedbirleri ve şartları varsa diğer koruma mekanizmaları söz konusu olabilir.

Aileler bakımından da temel bir ayrım vardır: Çocuğun işlediği fiil, anne veya babaya kendiliğinden ceza sorumluluğu yüklemez. Ceza sorumluluğu şahsidir. Ebeveynin kendi davranışından kaynaklanabilecek sorumluluğu ise ayrıca değerlendirilir.

Buna karşılık, tazminat sorumluluğu farklı esaslara dayanır. Türk Medeni Kanunu’nun ev başkanının sorumluluğuna ilişkin düzenlemesi uyarınca, bu sıfatı taşıyan ebeveyn, ev halkından olan küçüğün başkasına verdiği zarardan sorumlu tutulabilir. Kanun, durumun gerektirdiği gözetim özeninin gösterildiğinin veya bu özen gösterilse bile zararın önlenemeyeceğinin ispatı yoluyla sorumluluktan kurtulma imkânı tanır. Dolayısıyla yalnızca “O sırada yanında değildim” demek, her olayda yeterli bir cevap değildir.

Okulun sorumluluğu da yalnızca derslerin işlenmesiyle sınırlı düşünülemez. Öğrencilerin korunması, gözetimi ve eğitimin güvenli biçimde yürütülmesi hukuki değerlendirmeye dahildir. Kamu okullarında idarenin, özel okullarda ise ilgili özel hukuk kişilerinin sorumluluğu farklı hukuki esaslara göre incelenir. Her olay otomatik sorumluluk doğurmaz; fakat gerekli önlemlerin alınmaması veya bildirilen risklerin karşılıksız bırakılması, olayın koşullarına göre tazminat sorumluluğuna yol açabilir.

Çocuk Koruma Kanunu’nun yaklaşımı da yalnızca cezalandırmadan ibaret değildir. Korunma ihtiyacı bulunan çocuklar için danışmanlık, eğitim ve sağlık gibi koruyucu ve destekleyici tedbirler öngörülür. Bu bakımdan hukukun sorusu yalnızca “Kim, hangi yaptırımla karşılaşacak?” değildir; çocuğun güvenliğinin nasıl sağlanacağı ve gelişiminin nasıl destekleneceği de aynı derecede önemlidir.

• • •

Bütün bunların gündelik hayattaki karşılığı, çocuğu suçlamadan dinlemek ve güvenliğini sağlamaktır.

“Sana ne yaptı?” kadar, “Bunu anlattığın için iyi yaptın” cümlesine de ihtiyaç vardır. Çocuk, yardım istediği için yeni bir sorunla karşılaşacağından korkmamalıdır.

Olayın zamanı, yeri, tanıkları ve eldeki mesajlar gibi bilgiler kaydedilmeli; dijital içerikler değiştirilmeden korunmalı; okul yönetimine ve rehberlik servisine somut, yazılı bildirim yapılmalıdır. Yaralanma varsa sağlık kuruluşunda değerlendirme ve kayıt sağlanmalıdır. Suç şüphesi bulunan durumlarda savcılığa veya kolluğa başvurmak için okul içi incelemenin tamamlanmasını beklemek gerekmez. Acil tehlikede ise öncelik, derhâl güvenliğin sağlanmasıdır.

Hak aramakla teşhir etmeyi de birbirine karıştırmamalıyız. Çocukların isimlerini, yüzlerini veya aşağılandıkları görüntüleri sosyal medyada yaymak yerine, bilgileri gerekli ölçüde yetkili mercilerle paylaşmak gerekir. Bir çocuğu koruma çabası, onun mahremiyetini yeniden ihlal eden başka bir sürece dönüşmemelidir. Çocuk koruma sisteminin temel ilkelerinden biri de çocuğun kimliğinin başkaları tarafından belirlenmesini önleyecek tedbirlerin alınmasıdır.

• • •

Bu mesele üzerine düşünürken bir kitap da önermek istiyorum: R. J. Palacio’nun Mucize adlı romanı.

Romanın merkezinde, doğuştan gelen yüz farklılığıyla yaşayan August, yani Auggie vardır. İlk kez okula katıldığında, arkadaşlarının onun görünüşünün ötesine bakmakta zorlanmasıyla karşılaşır. Palacio, hikâyeyi yalnızca Auggie’nin gözünden anlatmaz; yakınlarının ve arkadaşlarının bakış açılarına da yer verir. Böylece okuru tek bir kişinin duygularında bırakmaz, aynı hayatın çevresinde duran insanların sorumluluklarıyla da karşılaştırır.

Berna Sirman’ın Türkçe çevirisinde Auggie şöyle der:

“Sıradan olmamamın tek nedeni, kimsenin beni öyle görmemesi.”

Bu cümlede yalnızca farklı görünmenin güçlüğünü değil, başkalarının bakışına mahkûm edilmenin ağırlığını da okuyorum.

Bir çocuğun yüzünü, bedenini, konuşmasını veya hayatındaki herhangi bir farklılığı bütün kişiliğinin yerine koyduğumuzda, onu tanımayı bırakmış oluruz. Auggie’yi yalnızca acınacak bir çocuk olarak okumak da romanın açtığı imkânı daraltır. Mesele, farklı görünen birine iyilik yapmanın verdiği huzurdan daha büyüktür: Onun da kendisini açıklamak, savunmak veya başkalarını etkilemek zorunda kalmadan yaşayabilmesi.

Hiçbir çocuk, saygı görmek için olağanüstü olmak zorunda değildir.

Mucize’yi bu yüzden yalnızca çocuklara değil, yetişkinlere de öneriyorum. Çocukla birlikte okunduğunda, “Sence kim haklıydı?” sorusunun yanına başka sorular koymak için de bir fırsat sunuyor: Kim yalnız kaldı? Kim görmezden geldi? Kim başka türlü davranabilirdi?

Bir roman, okulun alması gereken önlemlerin veya hukuki korumanın yerini tutmaz. Ama bazen kuralların neden gerekli olduğunu, o kuralların korumaya çalıştığı insanı göstererek anlatır.

• • •

Çocuklukta yaşanan bir incinme, insanın bütün hayatını belirlemek zorunda değildir. Zorbalığın etkileriyle baş etmek ve yeniden güven duymak mümkündür. Bu nedenle meseleyi yalnızca yıllarca taşınacak yaralar üzerinden değil, zamanında verilebilecek destek üzerinden de düşünmeliyiz.

Çocuklara kendilerini korumayı öğretelim. Ama güçlü olduklarında başkalarına nasıl davranacaklarını da öğretelim. Bir başkasının incinmesine katılmamayı, yanlış yaptıklarında sorumluluk almayı ve yardım istemenin utanılacak bir şey olmadığını…

Akşam eve geldiklerinde, derslerinden ve sınavlarından önce bazen yalnızca onları dinleyecek kadar duralım.

Anlatmadıklarını tahmin etmek için değil; anlatmak istediklerinde orada olmak için.

Bir çocuğun eve taşıdığı sessizliği duymak, onu konuşmaya zorlamak değildir. Konuştuğunda küçümsenmeyeceğini, suçlanmayacağını ve yalnız bırakılmayacağını bilmesini sağlamaktır.

Çünkü bir çocuğun güvende olması, yalnızca kapıdan sağ salim içeri girmesi değildir. İçeride, başına geleni korkmadan anlatabileceği birinin bulunmasıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri