Bir Şehrin Kaderi Sadece Makam Sahiplerinde mi?

Bir Şehrin Kaderi Sadece Makam Sahiplerinde mi?

Küçük bir şehirde yaşamanın en bilindik tarafı, her bozuk kaldırımı, her çöp birikintisini veya her geciken otobüsü doğrudan bir makama bir koltuk sahibine ihale etme kolaylığıdır. “Milletvekili ilgilenmiyor”, “Belediye çalışmıyor”, “Yöneticiler yetersiz...”

Evet, bir kentteki sorunların, yetersizliklerin ve plansızlığın birinci dereceden hukuki ve idari sorumlusu şüphesiz ki o şehri yönetmeye talip olmuş siyasetçiler ve bürokratlardadır. Ancak kendi yaşam alanına yabancılaşan bir kamuoyu, her şeyi yukarıdan bekleyip yönetimin başarısızlığına en büyük zemini hazırlamış olur.

O zaman soru şu; büyük manşetlerin ve dev bütçelerin gölgesinde kalan sıradan bir vatandaş, doğup büyüdüğü veya yaşadığı kenti için ne yapabilir? Halktan bir birey olarak hiç mi sorumluluğumuz yok? diye sorarsa şayet kendi yaşadığı kentine sunabileceği görünmez ama hayati katkıları olacaktır. Örneğin,

Kamusal Alanı Benimsemek: Gelişmiş kentsel bilinç, evinizden çıktığınız an adım attığınız tüm kamusal alanları kendi yaşam alanınız olarak görebilmektir. Evinin kapısının önünü süpürmeyen, çöpünü çöp kutusun yanına bırakan, otomobilini yaya kaldırımına park edip engelli vatandaşın gidiş gelişini engelleyen bir toplumda en iyi yönetim bile şehri yaşanabilir kılması düşünülemez. Şırnak gibi küçük kentlerin en büyük avantajı "tanışıklık" kültürünü korumasıdır. Niye mi? Caddesine, sokağına, parkına, yeşil alanına sahip çıkan, kirletmeyip koruyan vatandaş, yönetimin bütçesini ve enerjisini temizliğe değil, geliştirici hizmetlere ayırmasını sağlamış olur.

Serzenişten Vatandaşlık Bilincine: Sorumlu vatandaşlık, sosyal medya platformlarında veya kahvehanede söylenmekten ibaret değildir. Yapıcı denetim mekanizmalarını kullanmak her bireyin, her sorumlu vatandaşın hakkı ve aynı zamanda birincil görevidir. Örneğin, mahallemizdeki bir sorunu fotoğraflayıp yetkili mercilere iletmek ve sürecin takipçisi olabiliriz. Küçük şehirlerde kent konseyleri halkın sesini duyurması için adeta biçilmiş bir kaftandır. Bu gibi konseylerde aktif rol alınabilir. Buralardaki çalışma gruplarına katılmak, meclis toplantılarını izlemek kentin yönetimine doğrudan katılım sağlar.

Şehrinin Ekonomisine ve Mirasına Cansuyu Olmak: Küçük şehirlerin en büyük sorunlarından biri ekonomik durgunluk ve beyin göçü olarak ifade edilir. Büyük zincir (AVM) marketler veya ulusal markalar yerine yerel esnaftan alışveriş yapmak, o şehrin parasının o kentte kalmasını sağlar. Bunun da ötesinde, kentin yerel tarihini, kültürünü ve unutulmaya yüz tutmuş değerlerini öğrenmek ve bunu dışarıdan gelen bir misafire gururla göğsünü gererek anlatabilmek, o kente kazandırılacak en büyük zenginlik, turizm ve tanıtım desteğidir.

Bireysel İnisiyatiften Birlikte Yaşatma Kültürüne: Siyasetçilerin yetişemediği veya görmezden geldiği insani boşlukları sivil toplum kuruluşları doldurur. Bakınız bir kütüphane kurmak, ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek ya da şehrin gençlerine yönelik bir spor derneğinde meccanen (karşılıksız) çalışmak için herhangi bir makama sahip olmaya gerek yoktur. Bireysel inisiyatifler bir araya gelip birleştiğinde, en zor hatta imkânsız görünen yerel sorunlar bile çözüme kavuşacaktır.

Kişisel İkbalden Kamusal Yarara: Siyasetçilerin niteliğini belirleyen en bariz faktör, onları seçen kitlenin yani seçmenin beklentileridir. Seçim zamanı geldiğinde siyasetçiden kişisel bir iş, akraba torpili veya bireysel bir çıkar talep etmek yerine; kentin altyapısını, çocukların geleceğini, yeşil alanları ve kültür merkezlerini talep eden bir birey profili, siyaset kurumunu daha kaliteli hizmet üretmeye zorlayacağı kuşkusuzdur. Çünkü Siyasetçinin kalitesini, seçmenin talebi belirlemektedir. Burada Acluni’de ifade edilen sözleri hatırlatmakta fayda var. Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar. Ya da başka bir ifade de “(A’malüküm ummalükum)” amelleriniz yöneticilerinizdir, onlar sizlerin eseridir diye buyurulmaktadır.

Sonuç olarak; küçük bir kenti dönüştürmek için belediye başkanı, vali veya milletvekili olmaya gerek yoktur. Bir şehrin gerçek sahibi, o şehrin sokaklarında yürüyen, havasını soluyan ve sorunlarına gözünü kapatmayan vatandaşlardır. Şikâyet etmek kolaydır; zor ama değerli olan, taşın altına hiç olmazsa serçe parmağı da olsa koyabilmektir. Kentimiz, biz ona ne kadar değer verirsek o oranda büyür, gelişir ve güzelleşir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri