Cûdi Dağı’nın eteklerinde, bugün büyük ölçüde sessizliğe gömülmüş kadim bir medeniyetin izleri yatıyor…
Bir zamanlar burada ibadethaneleri, hanları, çarşıları ve kalabalık sokaklarıyla büyük bir şehir vardı: Şehr-i Nûh.
Tarih boyunca bu şehirden farklı isimlerle söz edildi. Kaynaklarda sıkça geçen Medinetü’s-Semânîn ve Sûku’s-Semânîn isimleri, aslında bize önemli ipuçları veriyor. Çünkü “Medine” şehir demektir, “Sûk” ise çarşı, pazar anlamına gelir. Bu ifadeler sıradan bir köyü değil; ticaretin, yaşamın ve kültürün merkezinde yer alan büyük bir yerleşimi işaret ediyor.
Bugün bazı rivayetlerde bu isimlerin yalnızca küçük bir köyle ilişkilendirilmesi anlatılıyor. Ancak insan düşünmeden edemiyor:
Bir köyün hanları, büyük çarşıları ve tarih kaynaklarına geçen geniş ticaret alanları olur mu?
Belki de bugün sadece parçalarını gördüğümüz şey, geçmişte çok daha büyük bir medeniyetin kalıntılarıdır…
Asırlar geçti. Şehir kayboldu.
Depremler, savaşlar, göçler ve zaman…
Bir dönem insanların yaşadığı sokaklar sessizliğe büründü. O büyük şehir, adeta tarihin derinliklerinde kayıp bir şehir haline geldi.
Fakat hikâye burada bitmedi.
Asırlar sonra bu kadim mirasın ikinci yansıması Namaz Dağı eteklerinde yeniden kuruldu. İşte bugün “Şırnak” dediğimiz şehir, belki de o ilk büyük şehrin devamı, ikinci hayatı oldu. Bu yüzden bugünkü Şırnak’a bakarken sadece modern bir şehir değil; geçmişin izlerini taşıyan büyük bir hafızayı da görüyoruz.
Şimdi ise yeniden o izlerin peşine düşüyoruz.
Kayıp şehrin sokaklarını, yapılarıni, yaşamını ve hikâyesini anlamaya çalışıyoruz. Belki toprağın altında unutulmuş bir taş, belki bir kitabe, belki de eski bir yol bize geçmişimizi yeniden anlatacak.
Çünkü biliyoruz ki bir millet, kendi tarihini ne kadar iyi tanırsa geleceğini de o kadar sağlam kurar.
Bu nedenle araştırmaya başladık.
Unutulanı hatırlamak, kaybolanı bulmak ve Cudi’nin eteklerinde saklı kalan o büyük hikâyeyi yeniden gün yüzüne çıkarmak için…