DİYARBAKIR’DAN BİR SİVİL SORUMLULUK ÖYKÜSÜ: NEDEN “ALMAN KAFASI” İLE DÜŞÜNMELİYİZ?

DİYARBAKIR’DAN BİR SİVİL SORUMLULUK ÖYKÜSÜ: NEDEN “ALMAN KAFASI” İLE DÜŞÜNMELİYİZ?

Şehir hayatının koşturmacası içinde yanından geçip gittiğimiz, görmezden geldiğimiz ya da “nasıl olsa birileri ilgilenir” diyerek arkamızı döndüğümüz sayısız eksiklik var. Oysa benim zihnim ve bakış açım tam da bu noktada devreye giriyor. Çevreci ve insani değerleri merkeze alan bir vatandaş olarak, Diyarbakır sokaklarında gezerken kentin ritmini takip etmekle kalmıyor; gözüme çarpan her aksaklığı ve her eksiği tek tek tespit edip ilgili kurumlara bildirmeyi vicdani bir görev biliyorum.

Halk arasında düzenliliği, kuralcılığı ve sistemli takipçiliği tanımlamak için kullanılan “Alman kafası” deyimi var ya; işte ben bu yapıyı hayatımın tam merkezinde taşıyorum. Çevremdekiler zaman zaman bu tutumumu anlayamıyor, hatta beni eleştiriyorlar.

“SANA NE, BOŞ VER!” SÖYLEMİNE KARŞI TOPLUMSAL DUYARLILIK

Sokakta bir aksaklık görüp yetkilileri aradığımda çevremden sıkça benzer tepkiler alıyorum:

“Sana ne, boş ver!”

“İlgili birimler, yetkililer bilmiyor mu sanıyorsun? Biliyorlarsa neden yapmıyorlar?”

“Bırak, kimin sorumluluğundaysa o uğraşsın...”

Oysa gözden kaçırılan çok temel bir gerçek var: Bir kenti yaşanabilir kılmak sadece belediye başkanlarının, muhtarların ya da kurum temsilcilerinin görevi değildir. Kentli olmak, o kentin sorumluluğunu taşımayı gerektirir. Ben ne bir belediye başkanıyım ne bir muhtar ne de bir kurumun resmi temsilcisi. Ben sadece yaşadığı coğrafyaya, kentine ve insanına saygı duyan duyarlı bir vatandaşım.

YAŞAMIN HER ALANINDA TAKİPÇİ OLMAK

Benim için “Alman kafası” demek; aksaklığı, kuralsızlığı ve ihmalkârlığı kanıksamamak demektir. Kentin sokaklarında yürürken gözüm her ayrıntıyı tarar:

Türk Telekom’a ait açık kalmış bir çukur gördüğümde hemen ilgilileri arar, tehlike saçan o noktanın kapatılmasını sağlarım.

DİSKİ’nin altyapı çalışmasından kalan bir çukuru ya da sokaktaki bir çöp yığınını gördüğümde ALO 153’ü devreye sokarım.

Parktaki spor aletleri kırık ise çocukların ve yurttaşların zarar görmemesi için anında bildirimde bulunurum.

Özel halk otobüsüne bindiğimde bile bu bakış açım değişmez. Kapısı arızalı mı, camı kırık mı, acil durum çekiçi yerinde mi, yolcuların tutunacağı tutamaklar sağlam mı? Hepsine dikkat eder, eksiklik varsa takipçisi olurum.

Sadece sorunu bildirmekle de kalmam; o sorunun çözülüp çözülmediğinin takibini yaparak süreci nihayete erdiririm. Çünkü yarım bırakılan iş, çözülmemiş sorundur.

DAHA YAŞANABİLİR BİR GELECEK İÇİN: HERKESİ “ALMAN KAFASI” OLMAYA DAVET EDİYORUM

Bazen kendi kendime soruyorum: “Neden bu duyarlılığı gösteren insanların sayısı bu kadar az? Neden aksaklıkları düzeltmek için hep bir başkasının adım atmasını bekliyoruz?”

Eğer hayatın her alanında bu disiplini, bu kuralcılığı ve bu takipçi yapıyı hâkim kılabilirsek, emin olun her şey değişir. Bindiğimiz otobüsten yürüdüğümüz kaldırıma, dinlendiğimiz parktan içtiğimiz suya kadar her detayda yaşam kalitemiz artar. Eksikleri kabullenmemek bir huzursuzluk değil, aksine daha iyiye ulaşma arzusudur.

Kenti korumak, insanı korumaktır. Çevreyi korumak, geleceği korumaktır.

Ben Diyarbakır’ın sokaklarında bu sorumlulukla yürümeye devam edeceğim. Ve buradan herkesi; bana “sana ne” diyen dostlar da dâhil olmak üzere, kentine sahip çıkmaya, eksikleri kabullenmemeye ve hep birlikte daha düzenli bir toplum oluşturmaya—yani “Alman kafası” ile düşünüp hareket etmeye—davet ediyorum.

Saygılarımla,

Yusuf Yetiş

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri