Hac ve Umreye Gitmenin Önünde Engel Olarak Görülen Yanlış İnançlar

Hac ve Umreye Gitmenin Önünde Engel Olarak Görülen Yanlış İnançlar

Hac ve Umreye Gitmenin Önünde Engel Olarak Görülen Yanlış İnançlar

  1. “Çocuğum Evlilik Çağında” Demek Haccı Düşürmez

Toplumumuzda hacca gitmeyi ertelemenin en yaygın gerekçelerinden biri de “Çocuklarım evlilik çağında.” sözüdür. Özellikle anne babalar, çocuklarının düğününü yapmak, ev kurmak ve onların geleceğini hazırlamak için hac ibadetini yıllarca geri bırakabiliyor. Hatta bazen çocukların henüz evlenme gibi bir düşüncesi olmadığı hâlde bile bu gerekçe öne sürülüyor.

Şüphesiz anne babanın evladını düşünmesi, onu yuva sahibi yapmak istemesi çok kıymetlidir. İmkânı olanın çocuğuna destek olması da güzel bir davranıştır. Ancak mesele dinî hüküm açısından değerlendirildiğinde, evlilik çağında çocuğun bulunması hacca engel değildir.

İslam âlimleri bu konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları babanın çocuğunu evlendirmesini ahlaki bir sorumluluk olarak görmüş, bazıları ise bunu zorunlu kabul etmemiştir. Fakat hiçbir âlim, “Çocuğu evlilik çağında olan kimse hacca gidemez.” şeklinde bir hüküm vermemiştir.

Bugün mesele biraz da toplumun evliliği gereğinden fazla zorlaştırmasından kaynaklanıyor. Eskiden daha sade yapılan düğünler artık büyük masraflara dönüşmüş durumda. Altınlar, salonlar, gösterişli organizasyonlar, lüks eşyalar derken insanlar yıllarca borç ödüyor. Hatta bazı aileler sırf bu yük yüzünden hacca gitmeyi sürekli erteliyor.

Oysa hac, şartlarını taşıyan Müslümana farz olan bir ibadettir. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun da açık ifadesiyle; gerekli şartları taşıyan kişi, çocuğu evlilik çağında olsa bile hacca gitmekle yükümlüdür. Hac için ayrılan paranın çocuğun düğünü için kullanılması, hac sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Burada önemli olan nokta şudur: Eğer çocuk gerçekten evlenmek üzereyse, ortada kesinleşmiş bir durum varsa ve aile maddi olarak iki yükü birden kaldıramıyorsa, elbette öncelik değişebilir. Ancak bugün birçok insanın bunu genel bir bahaneye dönüştürdüğü de bir gerçektir. Çocuğun evlilik gibi bir planı olmadığı hâlde yıllarca “Çocuklar büyüsün, çocuklar evlensin.” diyerek hac ertelenmektedir.

İşin bir başka yönü de şudur: İnsan dünya işleri hiçbir zaman bitmeyecekmiş gibi davranıyor. Önce çocukların eğitimi, sonra düğünü, sonra torunların masrafı derken Allah’ın çağrısı sürekli erteleniyor. Halbuki hayatın garantisi yok. İnsan bazen yıllarca plan yaptığı hâlde ertesi güne bile ulaşamayabiliyor.

Aslında hac ile evlat sevgisini birbirine karşıt görmek doğru değildir. İnsan hem evladını düşünebilir hem de Rabbine karşı sorumluluğunu yerine getirebilir. Çünkü dinimiz denge dinidir. Ancak Allah’ın farz kıldığı bir ibadeti, toplumun oluşturduğu ağır düğün kültürüne feda etmek de doğru değildir.

Bugün belki de yeniden düşünmemiz gereken şey şudur: Biz gerçekten dinin emrine göre mi hareket ediyoruz, yoksa toplumun alışkanlıklarına göre mi yaşıyoruz? Çünkü bazen insanların ayıplamasından korkuyoruz ama Allah’ın davetini ertelemekten korkmuyoruz.

  1. Bekârlık Hacca Engel Değildir

Toplumumuzda yıllardır kulaktan kulağa yayılan bazı düşünceler var ki zamanla dinin hükmüymüş gibi görülmeye başlanmış. Bunlardan biri de “Bekâr adam hacca gitmez.” sözüdür. Hatta bazı insanlar bunu öyle kesin bir dille söylüyor ki sanki Kur’an’da ya da hadislerde açıkça böyle bir yasak varmış gibi davranılıyor. Oysa meseleye baktığımızda bunun daha çok kültürel bir alışkanlık ve toplumsal bir kanaat olduğu görülüyor.

İslam dini evliliğe büyük önem verir. Kur’an-ı Kerim evlenmeye teşvik eder, Peygamber Efendimiz de gençlere evlenmeyi tavsiye eder. Çünkü aile, toplumun temelidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Evlilik teşvik edilmiştir ama bekâr olmak hacca engel sayılmamıştır.

Bugün birçok insan maddi imkânı yerinde olduğu hâlde “Önce evleneyim, sonra hacca giderim.” diyerek bu ibadeti yıllarca erteliyor. Hatta işin ilginç tarafı, bazıları henüz evlenmeyi bile düşünmediği hâlde yine de bekârlığını bahane ediyor. Aslında burada bazen gerçek bir ihtiyaçtan çok toplum baskısı ve alışılmış düşünceler etkili oluyor.

Fıkıh âlimleri bu meseleyi uzun uzun tartışmışlardır. Eğer bir insan evlenmediği takdirde harama düşme korkusu taşıyorsa, nefsini korumak için önce evlenmesi daha doğru olabilir. Çünkü böyle bir durumda evlilik onun için ciddi bir ihtiyaç hâline gelir. Ancak böyle bir korku yoksa ve kişi henüz evlenmeyi düşünmüyorsa, o zaman hac ibadetini ertelemesinin bir anlamı kalmaz. Çünkü hac farz, evlilik ise çoğu durumda sünnet kabul edilmiştir. Farz olan bir ibadet, keyfî sebeplerle geri bırakılmamalıdır.

Bugün özellikle gençler arasında şöyle bir düşünce yaygın: “Daha yaşım genç, ileride giderim.” Bazıları da “Hacı olduktan sonra dikkatli yaşamak gerekir, gençlikte bunu sürdüremem.” diyerek hacdan uzak duruyor. Halk arasında buna bazen “Haccı taşıyamamak” deniliyor. Oysa hac insanı yük altına sokan değil, insanı toparlayan bir ibadettir. Genç yaşta yapılan hac, insanın hayatına yön verir, davranışlarını düzeltir ve manevi bir bilinç kazandırır.

Üstelik kimsenin ömrünün garantisi yoktur. İnsan gençken de yaşlıyken de ölümle karşılaşabilir. Bu yüzden “Daha erken.” diyerek Allah’ın çağrısını sürekli ertelemek doğru değildir. Peygamber Efendimiz de fırsat varken hac ibadetinin geciktirilmemesini tavsiye etmiştir.

Aslında mesele çok açıktır: Bekârlık, tek başına hacca engel değildir. Eğer kişinin maddi gücü varsa, sağlığı yerindeyse ve hac için gerekli şartları taşıyorsa, sırf bekâr olduğu için bu ibadeti ertelemesi doğru olmaz. Çünkü Allah’ın daveti, medeni duruma göre değil, imkâna göre değerlendirilir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri