Pencerenin pervazında, zamanın ötesinde bir konuk oturuyor. Küçücük kanatlarında taşıdığı o devasa gizemle, odamın tam ortasında... Bir kelebek. Onu dışarıdaki fırtınalı dünyadan, o belirsiz gökyüzünden ayırıp kendi sığınağıma dâhil etmek istedim belki de; bu yüzden kapattım pencereyi. Şimdiyse bir duvarda sessizce bekliyor, bir rafların arasında dolaşıyor, tozlu kitap sırtlarına değip geçiyor, duvardaki tablonun çerçevesine tutunuyor.
Onun topu topu bir günlük bir ömrü var ve o bir günü, benim sadelikle çevrili bu birkaç metrekarelik odamda tüketmeyi seçti. Ya da ben, onun kaderine ortak olmayı seçtim.
Bir canlı ki, doğduğu an ile veda ettiği an arasına yalnızca saatleri sığdırıyor. Ne dünün pişmanlığı var kanat çırpışında ne de yarının telaşı. Zaman denilen o çetin kavranışı tek bir güne sığdırmış olmanın o mutlak hafifliği... Biz insanoğulları (kızları ) onlarca yılı cebimizde taşıdığımızı sanırken günleri heba ederiz; o ise sahip olduğu tek günü bir kitabın kapağında sakince bekleyerek harcıyor. Bana sığındığını hissediyorum. Bir köşede oturup onu izlerken, içimde tanımlamakta zorlandığım derin bir kıpırtı beliriyor: Hem kırılgan bir şefkat hem de kaçınılmaz bir çaresizlik.
Ona eşlik etmek, zamanın akışına farklı bir pencereden bakmak demekmiş meğer. Bir saatin tık tık eden sesi, onun hayatında koskoca bir mevsim gibi geçip gidiyor. Pencerenin camına her dokunduğunda, özgürlük ile sığınak arasındaki o ince çizgiyi sorguluyorum. Benim odam onun için bir dünya; o ise benim dünyamda bir anlık durak.
Hayatının son gününü benimle, benim nesnelerimle, benim sessizliğimle paylaşan bu zarif misafir, bana aslında unutmaya yüz tuttuğum en temel gerçeği hatırlatıyor: Yaşamak, ne kadar sürdüğüyle değil, o anın içinde ne kadar durabildiğimizle ilgili.
Şimdi bir kitabın üstüne kondu yine. Zaman ağır ağır tükeniyor. Ama ne o acele ediyor ne de ben. Sadece birbirimizin sessizliğine ve bu kısa, ömürlük ana eşlik ediyoruz.
"Kelebek'
"Kelebek'
İlk yorum yazan siz olun