(Çıkarılacak Dersler ve Taze Tutulması Gereken Bir Bilinç)
Mekke şehirlerin anası; ümmü’l-kurâ. Cenab-ı Allah’a en sevimli yer. Mekanların en kıymetlisi, harem kılınmış, saygın kılınmış, mukaddes olarak tayin edilmiş kutlu şehir.
Resulullah’ın (sas) ‘Orayı Allah haram (saygın/dokunulmaz) kıldı, insanlar haram kılmadı. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse için orada kan dökmek ve ağaç kesmek helâl olmaz’ (Buhârî, “İlim”, 37) diye tavsif ettiği yerdir, Mekke.
Yine onun (sas) tavaf yaparken, ‘Sen ne güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin ve saygınlığın da ne yüce!..’ (İbn Mâce, “Fiten”, 2) diye övdüğü Kabe’ye ev sahipliği yapan şehirdir, Mekke. Mekke-i mükerreme, değerli ve kıymetli kılınmış Mekke.
Hz. Peygamber’in (sas) hicret etmek zorunda kaldığında geriye dönüp hasretle baktığı ve fethine kadar ona kavuşmanın hayalini kurduğu kutsal kenttir, Mekke.
Gelin, bu mukaddes beldenin fethi nasıl gerçekleşmişti, hatırlayalım;
Hudeybiye Antlaşması şartları gereği iki taraf da birbirine ve müttefiklerine karşı saldırıda bulunmayacaklardı. Ancak Kureyşliler buna uymamışlar, müttefikleri olan Benu Bekirlilerle birlikte Müslümanların müttefiki olan Huzaalılara saldırıp onlardan namaz esnasında 22 kişiyi öldürmüşlerdi. Hz. Peygamber’e (sas) durum bildirilince Huzaa liderine çok politik bir cevap ile “yardım edildin” demiştir. Daha sonra özel bir oturumda ise, “Onlara yardım etmezsem yardım edilmeyeyim.” buyurmuştur. Bu, onun antlaşmayı ihanet edenlere karşı kararlılığının bir göstergesiydi. Hz. Peygamber, daha sonra sahabesine sefer hazırlığı emrettiği gibi civar kabilelere haber göndererek hazırlanmalarını istedi. Bu arada yaptıklarının karşılığını Hz. Peygamber’in cevapsız bırakmayacağını düşünen Mekkeliler, onun Mekke’ye karşı seferini önlemeye yönelik olarak Ebu Süfyan’ı Medine’ye gönderip antlaşmayı yenilemeyi düşündüler. (Azimli, 2010)
Ancak Ebû Süfyân Medine’deki girişimlerinden olumlu bir sonuç alamadı. Mekke’ye sefer düzenlemeye karar veren Hz. Peygamber (sas), kan dökmemek ve düşmanı hazırlıksız yakalamak için gideceği yeri gizli tutarak sefer hazırlıklarına başladı; Müslüman kabilelere haber gönderip Medine’de toplanmalarını istedi. Ordusunun gerçek gücünü saklamak amacıyla bazı kabilelerin yol boyunca orduya katılmasını emretti. Bu önemli bir taktik ve strateji idi.
Medine’den çıkış yasaklandı ve Medine-Mekke arasındaki önemli geçitlere nöbetçiler yerleştirilerek Mekke’ye gidişe izin verilmedi. Yapılan hazırlıkları Kureyşliler’e bildirmek isteyen Hâtıb b. Ebû Beltea’nın gönderdiği haberci, bu durumdan vahiy yoluyla haberdar olan Resûl-i Ekrem’in görevlendirdiği sahabiler tarafından yakalandı.
Ayrıca Mekkelileri şaşırtmak için Mekke-Medine yolu üzerinde bulunan Batn-ı İdam’a بطن إضم Ebû Katâde el-Ensârî kumandasında bir keşif birliği gönderildi. Medine’de idarî işler için Ebû Rühm’ü, imâmet için İbn Ümmü Mektûm’u vekil bırakan Hz. Peygamber, şehirden çıktı. Mîkât yeri olan Zülhuleyfe’de ihrama girmeyerek seferin yönü konusundaki gizliliği devam ettirdi. Yol boyunca katılanlarla birlikte 10.000 kişiyi bulan İslâm ordusu Merrüzzahrân’daمر الظهران konaklayıncaya kadar Kureyşliler seferden haberdar olmadı.
İslâm ordusunun büyüklüğü karşısında paniğe kapılan Kureyşliler Ebû Süfyân’ı Resûl-i Ekrem’e (sas) gönderdiler. Ebû Süfyân başkanlığında Hz. Peygamber’in karargâhına giden heyet üyeleri İslâm’ı kabul etmiş olarak Mekke’ye döndüler. Bu durum karşısında Mekke halkı İslam ordusuna karşı konulamayacağını anladı. Ebû Süfyân’ın Kâbe’nin avlusunda Mekkelilere kendisinin İslâmiyet’i kabul ettiğini ve teslim olmaktan başka çarelerinin kalmadığını söyleyerek Mescid-i Harâm’a veya kendi evine sığınmalarını tavsiye etmesi bir bakıma Mekke’nin teslimi anlamına geliyordu.
Resulullah (sas) başta Ebû Süfyân olmak üzere Ümmü Hânî, Hakîm b. Hizâm, Ebû Ruveyhâ ve Büdeyl b. Verkâ gibi Mekkeliler’in evine sığınanlara himaye hakkı verip bu kişileri onurlandırdı ve gönüllerini İslâm’a ısındırmak istedi. Ebû Süfyân’dan sonra Mekke’ye gelen Hz. Peygamber’in amcası Abbas da Mekkelilere aynı şeyleri söyledi; onlar da Mescid-i Harâm’ın içerisine ve evlerine dağıldılar. Dört koldan aynı anda Mekke’ye girilmesini planlayan Resûl-i Ekrem kumandanlarına mecbur kalmadıkça savaşmamalarını, kaçanları izlememelerini, yaralı ve esirleri öldürmemelerini ve Safâ tepesinde kendisiyle buluşmalarını bildirdikten sonra ilk önce sağ kol birliğinin komutanlığını yapan Hâlid b. Velîd’in harekete geçmesini emretti.
Mekke müşriklerinin Safvân b. Ümeyye kumandasında İkrime b. Ebû Cehil ve Süheyl b. Amr gibi Mekke eşrafı ile çoğunluğu müttefik kabilelerin kuvvetlerinden oluşan birliğinin yerleştirildiği güneydeki Lîtليط adı verilen yerden şehre giren Hâlid b. Velîd, Handemeخندمة dağının eteklerinde bunları kısa sürede bozguna uğratıp şehrin fethi sırasındaki tek mukavemeti kırdı.
Hâlid b. Velîd’in Hazvere حزورة çarşısına kadar kovaladığı bu kuvvetlerden canlarını kurtaranlar evlerine kapanarak ya da silâhlarını bırakarak eman aldılar. Çatışmalarda Mekkelilerden on iki veya yirmi sekiz kişi ölmüş, Müslümanlardan ise iki veya üç kişi (Hubeyş b. Hâlid, Kürz b. Câbir ve Seleme b. Mîlâ’ el-Cühenî) şehid olmuştu.
Kumandanlığını Sa‘d b. Ubâde’nin yaptığı Ensar birliği Mekke’nin batı tarafından, Zübeyr b. Avvâm’ın kumanda ettiği Muhacirlerden oluşan sol kol birliği de kuzeyden şehre girdi. Merkezî birliğin başında bulunan Hz. Peygamber (sas) ise Mekke’nin yukarı kısmından kuzeybatıdaki Ezâhir yolunu takip ederek Mekke’ye girip Hacûn’da konakladı ve diğer birliklerle Safâ tepesinde buluştu. Resûl-i Ekrem’in Mekke’ye hangi tarihte girdiği konusunda farklı rivayetler bulunmaktadır: 29 aralık, 1 ocak, 4 ocak, 11 ocak.
--Daha sonra Mescid-i Harâm’a giden Hz. Peygamber, Kâbe’yi tavaf ettikten sonra yaptığı konuşmada Mekke’nin harem olduğunu ve bu statüsünün devam edeceğini vurguladı.
--Mekkeliler’e verilen eman neticesinde umumi af ilân edildiğini belirtti.
--Mescid-i Harâm’a, daha önce belirtilen kişilerin evlerine ve kendi evine sığınanlarla silâhlarını bırakanların emniyette olduğunu, esir alınanların öldürülmeyeceğini ve hiç kimsenin takibata uğramayacağını bildirdi.
--“Demi heder edilenler” diye anılan ve Hz. Peygamber ile Müslümanlara karşı düşmanlıklarıyla tanınan on kadar kişi umumi affın dışında bırakıldı. Bunlardan yakalanan üçü öldürülmüş, İkrime b. Ebû Cehil gibi bir kısmı Mekke’den kaçmış, bir kısmı da sonradan affedilmiştir. Bu da yine, vahye dayalı veya olağanüstü bir durum olmadıkça, verilen kararların kişilerin lehine ve özellikle İslam’a ısındırma gayesiyle değiştirilebileceğine işaret etmektedir.
--Kabe ve çevresi şirk alâmetlerinden temizlendikten sonra Kabe’nin içinde iki rek‘at namaz kılan Resulullah, Bilâl-i Habeşî’ye Kâbe’nin damına çıkarak ezan okumasını emretti. (DİA, 2023, 28/572-575)
Nereden nereye? Nasıl bir devrim, nasıl bir dönüşüm gerçekleştirmiş Allah Resulü! Kölelerin insan sayılmadığı bir toplumdan, kölelikten gelme ve siyahi bir insan olan Hz. Bilal’i Kabe’nin damına çıkartıyor. Bu bütün çağlara ve zamanlara; tüm insanlığa çok köklü ve etkili bir mesaj değil midir? O Kabe ki, Mekke gibi en kutsal mekân olan bir şehir asıl değerini ondan alıyor. Şimdi daha iyi anlıyoruz değil mi, Mekke’nin Fethi’nin bir şehrin ele geçirilmesinden çok daha öte manalar ihtiva ettiğini. Mekke, bu değişimin, bu dönüşümün, bu yenilenmenin, bu doğuşun sembolüdür. Mekke’nin kıymeti bundan dolayı izahtan varestedir. Mekke ve diğer kutsal yerlerin değeri ve ifade ettiği anlam bu yüzden hep taze tutulmalıdır, daima gündemde olmalıdır.
DEVAM EDECEK