MEKKE’NİN FETHİ (2)

MEKKE’NİN FETHİ (2)

(Çıkarılacak Dersler ve Taze Tutulması Gereken Bir Bilinç)

--Mekke’nin fethinde, Mekkeliler Hz. Peygamber’e (sas) biat edip Müslüman oldular. Kendilerine esir muamelesi yapılmayarak serbest bırakılan bu kişilere tulakâ denilmiştir.

--Resûl-i Ekrem (sas), fetih konuşmasında ayrıca hac ve Mekke idaresiyle ilgili hicâbe (sidâne) ve sikâye dışındaki bütün görevleri ilga ettiğini bildirdi. Bir süre Hz. Peygamber’in uhdesinde kalan iki görev, esasları yeniden belirlendikten sonra Câhiliye döneminde aynı görevleri yürütmüş olan Osman b. Talha’ya ve Hz. Abbas’a devredildi.

Burada da liyakat ve ehliyet konusu dikkatimizi çekmiyor mu? Osman b. Talha Müslüman olduktan kısa bir süre sonra Mekke’nin fethine katılıyor. Medine’ye hicret etmeden önce elinde bulundurduğu Kâbe anahtarlarını annesine bırakıyor. Mekke fethedilince Hz. Peygamber, Kâbe’yi tavaf edip Osman’a Kâbe kapısını açtırıyor. İçerideki resim ve heykelleri temizleyip namaz kılıyor. Dışarı çıkınca Abbas ve Hz. Ali’nin Kâbe anahtarlarının kendilerine verilmesini istemeleri üzerine Resûl-i Ekrem, Osman b. Talha’ya dönerek bir zamanlar Kâbe anahtarları konusundaki konuşmalarını hatırlatıyor. Ardından da Kâbe anahtarlarını ona ve amcasının oğlu Şeybe b. Osman’a verip bu anahtarların kıyamete kadar kendilerinde kalacağını söylüyor.

--Attâb b. Esîd ki, taltif etti onu Resulullah (sas) ve Mekke valiliğine tayin etti. Gençti, yeni Müslümandı, liyakati vardı, uzun süre de devam etti. Saîd b. Saîd çarşıyı kontrol görevine getirilirken Muâz b. Cebel yeni Müslüman olan Mekkelilerce Kur’ân’ı ve dinî esasları öğretmekle vazifelendirildi. Ne güzel insan yönetiyor Resulullah, nasıl bir organizasyon aklı var onda (sas).

Liyakati gözetiyor,

ehliyete bakıyor,

insan kazanma, onun önceliği zaten,

gençlere imkân veriyor, yetiştiriyor,

tecrübeyi de değerlendiriyor.

Bu kadar mı çok yönlü düşünülür,

Ne kadar takdir etsek Canların Canan’ını (sas) yetersiz kalmıyor muyuz Allah aşkına.

--Hicretten sonra Mekke ile Medine arasında başlayan düşmanlık sona ermiş, Hicaz’da İslâm’ın üstünlüğü tesis edilmişti. Nasr sûresine isim olan “nasr” (yardım) kelimesinin bütün Araplara üstün gelmeye, aynı suredeki “feth” kelimesinin de Mekke’nin fethine işaret ettiği ileri sürülmüştür. Feth kelimesinin “açmak” şeklindeki anlamından hareketle İbn Abbas Mekke’nin fethine “fethu’l-fütûh” adını vermiştir. Çünkü buradaki fetih sadece düşman elindeki bir şehrin alınmasından ibaret olmayıp Mescid-i Harâm’ın kontrolü ve Kâbe’nin fethi anlamına da gelmekte, aynı zamanda kalplerin Allah’ın dinine, İslâm kapısının bütün insanlığa açılışını ifade etmektedir. Bu sebeple Mekke’nin fethedilmesi İslâm fetihlerinin başlangıcı kabul edilmiştir. (DİA, 2023, 28/572-575)

Evet, tekrar vurgulayalım ki 630 yılında Mekke’nin Hz. Muhammed’in başkomutanlığında yönetilen büyük bir İslam ordusu tarafından fethedilmesiyle bu kutsal şehrin yönetimi Müslümanların eline geçti.

İslam’ın inanç ve ahlak ilkeleriyle çatışan eski uygulama ve adetler kaldırıldı. Mekke’de puta tapıcılığa son verildi.

Müslümanların bulunduğu her yerde olduğu gibi Mekke'de de kanun hakimiyeti tesis ve temin edildi.

Bütün insanların bir anne ve babadan türedikleri, eşit oldukları, kan davalarının kaldırıldığı, can ve mal emniyetinin temin edildiği, kadınların da haklarının bulunduğu her suçlunun suçundan kendisinin sorumlu tutulması gerektiği bütün dünyaya ilan edildi.

Bütün Arabistan Yarımadasında barış temin edildi. Batılı bazı düşünürler, Peygamberin (sas) bu düzenlemesindeki dahiyane rolünü şöyle anlatır: “ ... Tedrici olarak bir dizi sağlam ve uyumlu politika geliştirip, irtihalinden sonra da fonksiyonunu sürdürecek olan hayati ve kalıcı müesseseler kurdu.” (Ecer, 1995, 68-69)

Resulullah’ın (sas) izlediği politika şu sonuçları vermiştir:

1. Hz. Muhammed (sas) ilk önce kendi toplumunu ahenkli, huzurlu bir toplum haline getirdi. Evs, Hazrec ve muhacirler arasında, karşılıklı haktanırlık esaslarına, manevi ve iktisadi bağlara dayalı bir iç barış ve birliğin kurulmasını sağladı, kabileler arası sürtüşmeleri kaldırdı. Üyelerinin her birinin birbirleriyle barış içinde bulunduğu, kendisini otorite kabullenen bir cemiyet haline getirdi. Yönetimde barışçı ve güvene dayalı bir metot ile başarılar elde etti, böylece hakimiyetinin dışa yayılmasını sağladı.

2. Hz. Muhammed, kendisine yaşama hakkını bile çok gören Mekkeli müşriklere karşı gayet müsamahalı ve bağışlayıcı davrandı. Kendisine ve ordusuna silahla karşılık vermeyenlerin öldürülmemesini emretti. Kan akıtmadan, kimsenin burnunu kanatmadan Mekke’yi fethetmek için gayret sarfetti. Birkaç kişilik istisna ile, herkesi affettiğini bildiren umumi af ilan etti. Müslüman olmak için iki ay mühlet isteyen Safvan b. Ümeyye’ye dört ay mühlet verdi ve bu kişi müşrik olmasına rağmen Mekke'de ellerini kollarını sallaya sallaya, emniyet içinde dolaştı. Hz. Hamza’nın katili Vahşi, Hz. Hamza'nın ciğerini dişleyen Hind vb. lerini affetti. Hunenyn ve Evtas savaşları sonunda kalpleri Müslümanlığa henüz ısınmamış olan kişilere bol bol ganimetler dağıttı. Kabileler arasında eskiden var olan ihtilafları çözdü, tatlıya bağladı. Kimseden nezaket ve iltifatını esirgemedi, çeşitli görevlere ehil insanlar tayin etti ve bunları cesaret verici sözlerle gayrete getirdi, kabiliyetlerini ortaya koymalarını teşvikle kendisine daha çok bağlanmalarını sağladı.

3. Hz. Muhammed kutsal ve dini şehir olan Mekke’yi başkent yapmamıştır. Bu gelenek Dört Halife Döneminin bitişinde belli bir süre bozulmakla beraber, tarih boyunca devam edecektir. Bu uygulamayla Hz. Muhammed, dini merkeze siyaset sokmamak gerektiğini vurgulamış, siyasi sürtüşmeler ve çekişmelerden Mekke’nin uzak tutulmasını istemiştir.

4. Mekke’nin fethiyle Müslümanların büyük düşmanı ortadan kaldırıldı. Bunu takiben Taif’in de birleştirilmesiyle Medine-Mekke-Taif bütünlüğü içinde bütün Arabistan Yarımadası'nda birlik tesis edildi. Hz. Muhammed (sas) ve Müslümanlar görülmemiş bir maddi ve manevi güç kazandılar. Sıra diğer Arap kabilelerinin birleştirilmesine geldi ve bu da kendiliğinden zamanın akışı içinde temin edildi. İslam’ın ve İslam toplumunun büyümesi, İslamiyet’in evrenselleşmesi, evrensel mesajının dünyaya duyurulması, İslam Dininin tamamlanması, ideallerinin tahakkuku yönleriyle Mekke’nin fethi bir dönüm noktasıdır. (Ecer, 1995, 69-71)

PEKİ BİZ NE DERS ÇIKARACAĞIZ MEKKE’NİN FETHİ’NDEN?

En güzel öğretmenimiz Hz. Peygamber (sas) değil midir? Mekke’nin Fethi ile de bize güzel dersler verdi.

  1. Din-i mübin-i İslam uğruna kararlılıkla çalışmayı, çabalamayı, pes etmemeyi öğretti bize.
  2. Ümitsizliğe kapılmamayı, üzerimize düşeni yapmakla memur olduğumuzu öğretti, gerisi Yüce Allah’ın takdiri.
  3. Mekke’nin Fethi elbette dünyanın en kutsal mekanının şehirlerin anasının fethi, ancak bundan da önemlisi o gönüllerin fethidir, insan kazanma sanatının tatbiki eğitimidir. Resulullah Mekkelilerle arayı düzeltmeye çalıştı ve ilk olarak 5. yılın sonunda (Nisan 627) kıtlık çeken Mekke’nin fakirlerine yardım için 500 dinarlık bir bağış gönderdi. Arkasından şehrin reisi Ebû Süfyân’ın Habeşistan muhacirlerinden olan kızı Ümmü Habîbe ile evlendi; ayrıca Ebû Süfyân’a bol miktarda Medine hurması yollayarak karşılığında onun bir türlü satamadığı derileri aldı. Böylece savaş halinin devam etmesine rağmen kendi tarafından uzlaşıcı, hatta dostça jestler yaptı ve iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Bu sırada Ninevâ’da (Ninova), Sâsânîler’le Bizans arasında yüzyıllardan beri devam eden savaşta İran hezimete uğramıştı. Bu durum, Arabistan’daki İran hâkimiyeti altında bulunan bölgelerin serbest hale getirilmesi imkânını ortaya çıkardı. Yemâme kabilelerinin İslâmiyet’i kabul etmeleri sebebiyle Müslümanlar esasen Umman ve Bahreyn sahillerine ulaşmışlardı. Kureyş’in Müslüman olmasıyla da Yemen yolu açılabilirdi.
  4. Mekke’nin Fethi izzetli bir duruş sahibi olmanın tablosudur.
  5. Mekke’nin Fethi vefanın adresidir, Huzaalılara yapılanlara karşı Resulullah’ın (sas) gösterdiği tavır buna işaret değil midir?
  6. Mekke’ni Fethi, bağışlamanın, affetmenin, görmezden gelmenin, onore etmenin, rencide etmemenin nasıl ‘insan inşa’ ettiğini gösterir. Bu da bize müthiş bir ahlak inşası ve karakter inşası eğitimi vermekte değil midir?
  7. Mekke’nin Fethi, düşmana akıllıca stratejiler geliştirerek karşılık vermenin, düşmana anlayacağı dilden cevap vermenin bir okuludur. Savaş hiledir, stratejidir.
  8. Mekke’nin Fethi, Allah’ın evi olan Kabe’nin, Beytullah’ın muhafaza edilmesi ile Allah’ın hakiki evi olan gönüllerin nasıl korunacağına dair müthiş bir eğitim vermiştir.
  9. Müslümanlar nasıl hiçbir zaman Kabe’den ve Kudüs’ten vazgeçmeyeceklerse aynı şekilde gönülleri kazanmaktan da hiçbir dönem asla vazgeçmeyeceklerdir.
  10. Gönülleri kazanmaya çalışmayan bir süre sonra kendi gönlünü de kaybeder.
  11. Gönülleri kazanmaya çalışırken, temsil noktasına önem verip insan kazanmaya çalışırken; zaten kazanılmış olan müminin izzet ve şerefini koruyarak İslam’ın ışığının gölgelenmesine de asla müsaade etmez. Bu noktada bugün Gazze, Doğu Türkistan, Yemen, Sudan vb. yerlerde yaşananlar bizler için bir turnusol kağıdıdır. Bunu unutmayalım, imanımız, kıldığımız namaz, yaptığımız ibadet ve Müslüman ahlakı bize bir şeyler yaptırmıyorsa çoktan kaybetmişiz demektir. Esas bizim bir fetihe ihtiyacımız var demektir. Rabbim bizi bu şuurdan uzak tutmasın. Âmin.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri