Türkiye’de istihdam piyasası ve İŞKUR verileri derinlemesine incelendiğinde, işsizlik rakamlarının ardında yatan çarpıcı bir toplumsal gerçeklik gün yüzüne çıkıyor: "Meslek beğenmeme ve statü kaygısı." Yapılan araştırmalar, binlerce iş ilanı açık dururken, iş arayanların önemli bir kısmının belirli meslek gruplarına karşı mesafeli, hatta ön yargılı yaklaştığını gösteriyor.
Ekonomik ihtiyaçların zirve yaptığı dönemlerde bile; inşaat işçiliği, temizlik personelliği, apartman görevlisi (kapıcılık), motor kuryelik, ağır vasıta (kamyon/tır) şoförlüğü ve maden ocaklarındaki beden işçiliği gibi hayati sektörler, "toplumsal baskı" ve "hor görülme" endişesi nedeniyle iş gücü bulmakta zorlanıyor.
"Millet Bana Güler" Endişesi Geleceği Karartıyor
Araştırmanın en çarpıcı yönü, bireylerin ekonomik özgürlüklerini kazanma isteğinin önüne geçen psikolojik bariyerler. İş arayan vatandaşların sahada dile getirdiği en büyük korkuların başında şunlar geliyor:
"Ben bu işi yapsam karizmam yok olur."
"Çevremdeki insanlar bana ne gözle bakar?"
"Bu mesleği yaparsam millet bana güler mi?"
Bu psikolojik duvarlar, üretimin ve hizmet sektörünün omurgasını oluşturan ağır iş kollarının "vasıfsız" veya "statüsü düşük" olarak etiketlenmesine neden oluyor. Sonuç olarak, masa başı iş beklentisiyle yıllarca işsiz kalan binlerce genç, aslında ciddi gelir potansiyeli olan emek yoğun sektörlerden uzak duruyor.
Emeğin Hor Görülmesi İstihdamı Baltalıyor
İŞKUR’un açık iş ilanları listelerinde her ay binlerce kişilik "beden işçisi", "kurye" veya "şoför" açığı bulunmasına rağmen, bu kadroların dolmamasının temel sebebi ücret yetersizliğinden ziyade, toplumun bu mesleklere biçtiği "değersizlik" algısı. Toplumda oluşan bu suni hiyerarşi, alın teriyle rızkını kazanan insanları sosyal çevrelerinde baskı altında hissettiriyor. Oysa bugün bir tır şoförünün, motor kuryenin ya da inşaat ustasının ekonomiye sağladığı doğrudan katma değer ve elde ettiği gelir, birçok masa başı memuriyetin çok daha üzerinde seyrediyor.
Çözüm: Algı Devrimi ve Emeğe Saygı
Uzmanlar ve saha analizleri, işsizlik sorununun sadece ekonomik tedbirlerle çözülemeyeceğine işaret ediyor. İstihdamda kalıcı bir başarı için topyekün bir "algı devrimi" gerekiyor.
Hiçbir yasal ve helal işin hor görülemeyeceği,
Alın terinin ve üretimin her alanının kutsal olduğu bilincinin toplum tabanına, özellikle de genç kuşaklara aşılanması şart.
"Millet ne der?" diyerek evde oturmak ya da iş beğenmemek, hem bireysel ekonomileri hem de ülkenin üretim çarklarını sekteye uğratıyor. Unutulmamalıdır ki; bir toplumun gelişmişlik düzeyi, masa başı çalışanlarının sayısıyla değil, her türlü emeğe duyduğu saygıyla ölçülür.