Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Kulunu bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (el-İsrâ, 17/1)
Ayette Resulullah’ın (sas) Mescid-i Haram’dan alınıp, kendisine bazı ayetlerin gösterilmesi için çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksa’ya götürüldüğü ifade edilir. Buna ‘isra’ denir. İsra, gece yürüyüşü demek zaten. Olayın anlatıldığı sure de buradan adını alıyor.
Mi’râc olayı ise ayette geçmese de sahih hadislerde geçen bir hâdise olup İsra olayının devamında olduğu anlaşılmaktadır. Türkçede her iki olay kastedilir, mi’rac derken.
Hadis ve siyer kaynaklarında İsrâ ve Mi’racla ilgili birçok rivayet kaydedilmektedir. En eski siyer kaynağı İbn İshak’ın es-Sîretu’n-Nebeviyye’sinde ve onun şerhi mahiyetinde olan İbn Hişam’ın aynı adı taşıyan eserinde, en önemli ve en sahih hadis mecmuaları olan Buhâri’de altı sahabiden yirmi ayrı rivayet ve Müslim’de de yedi sahabiden on altı ayrı rivayet yer almakta olup bu rivayetler ortak noktalarına göre müellifler tarafından bütünleştirilmiş ve olay bir bütün hadise haline getirilmiştir. Zira olayı başından sonuna kadar anlatan ve bütün safhaları birleştiren tek bir rivayet mevcut değildir (Ağırakça, 2014).
İsrâ ve Mi’rac olayı farklı yollarla aktarılan, farklı anlatımlardan dolayı sanki birkaç kez tekrarlanmış izlenimi veriyorsa da sadece bir defa vaki olduğu kaynakların ittifakıyla sabittir. Farklı sahabilerden gelen bilgilerin birçok müellif tarafından birleştirilerek tek metin oluşturulduğunu söylememiz mümkündür (Ağırakça. 2014).
İlgili hadis genel hatlarıyla şöyledir: Hz. Peygamber (sas), Mekke’de iken bir gece evinin tavanı açılır ve Cebrail iner. Göğsünü yarıp zemzem suyu ile yıkadıktan sonra hikmet ve iman ile doldurur. Sonra ellerinden tutup kendisini semaya doğru çıkarır. Sema katları arasında devam eden yolculukta Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. İbrâhim peygamberleri görüp onlarla sohbet eder Sevgili Peygamberimiz (sas). Ve mucizevî bir şekilde Rahmân’a yapılan bu yolculuktan büyük hediyelerle döner (Buhârî, “Salât”, 1). Cenâb-ı Allah’ın elli vakte bedel kabul ettiği beş vakit farz namaz, belki de en büyüğüdür bu hediyelerin (Hadislerle İslam, 2/177).
Mi’râc, Risalet’in 12. yılında, hicretten on sekiz ay önce, mübarek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesinde gerçekleşmiştir. Bu gece idrak edeceğiz, inşallah.
Cenab-ı Allah’ın bizlere, milletimize, ümmete ve insanlığa hayırlı kapılar açması temennisiyle geçirelim bu geceyi. Rabbim bu mübarek geceyi vesile kılsın.
-Mi’râc, en zor zamanında Yüce Allah’ın, Resul’üne (sas) el uzatmasıdır, yardımıdır.
- Kelime anlamı asansör demek olan Mi’rac, hepimize manevi bir asansör olsun, bizi zulmetten, günahtan, isyandan, zulümden, faydasız olan her şeyden çekip alsın inşallah.
-Mi’râc, Hz. Resulullah’ın eli boş gönderilmediği ve hediyelerle taltif edildiği bir yolculuktur. O taltif ve hediyeleri esasında bizim için, ümmeti için, insanlık için aldı Resûl-i Ekrem. Ona layık olmaya çalışmalıyız.
-Getirdiği en önemli hediye beş vakit namaz. Rabbimizle irtibatımızı disipline edecek, zamana yayacak, sürekli hale getirecek bir ibadet. Bizi gafletten kurtaracak bir bağlantı. Zamanı ve mekânı bereketlendiren bir ibadet. İnsanı kötülükten uzak tutan bir ibadet. Diğer ibadetlere giden merdivenin ilk basamağı aslında. Merdiven tabirini bilinçli kullandım, zira namaz bizim Mi’racımız olmalı, bizi çıkarmalı, bizi yükseltmeli, bizi yüceltmeli, bizi kulluğun hakiki rütbesine ulaştırmalı. Değilse ibadetimiz ibadet olmaktan çıkar, içi boş hale gelir. Allah muhafaza etsin.
-Şirk dışında kalan günahların affedilebileceği müjdesi de verilmiştir, Mi’râcda. Bu husus bizi tembelliğe sevk etmemeli; tam aksine günaha düştüğümüzde, yanlış yola saptığımızda ve gaflete daldığımızda bize ümit vererek bizi uyandırmalı. Karşılıksız emek olmayacağı gibi emeksiz karşılık da olmaz. Ama az bir emeğe çok bir karşılık neden olmasın. Rabbimizin rahmeti, mağfireti sınırsız değil mi? Yeter ki iyi bir niyet olsun. Yeter ki hareket olsun. Yeter ki temel sağlam olsun. Her fırsatta önümüze bir çıkış yolu, bir kurtuluş formülü çıkarılır mutlaka.
Mi’rac gecesi, aynı zamanda bereketli Ramazan’ın habercisi, ama kendi ağırlığı ve önemi de var; yukarıda bahsettik. Bu şuurla geçirelim bu mübarek geceyi.
Bu gece hepimizin Mi’râcına vesile olsun. Ümmetin uyanışına, izzet ve şerefle harekete, küffara karşı şedit olmaya, Müminlere karşı rahmet ve şefkate vesile olsun. Kimden ve nereden gelirse gelsin, şirke, küfre ve zulme karşı çıkma bilinci aşılasın bizlere.
Dua edelim kendi nefsimize; kulluğa layık olsun diye.
Dua edelim ailemize, akrabamıza, insanımıza ve milletimize.
Dua edelim, ümmete. Tekrar ayaklansın, dirilsin, insanlığa hayat bahşetsin diye.
Dua edelim insanlığa, insana yakışır bir duruma gelsin, insanlığa yaraşır bir dünya düzenlesin, evrene fayda sağlasın, varlık sebebini iyice idrak etsin diye.
Dua etmezsek bir kıymetimiz olmaz. Ayet söylüyor bunu.
Her zaman dua edelim. Her yerde dua edelim.
İçimizden nasıl geliyorsa öyle edelim. Samimi bir şekilde yüreği yanmış duygularla dua edelim. Emin olun, Rabbimizin hoşuna gidecektir. Yeter ki acziyetimizi bilelim, yeter ki kimden isteyeceğimizi bilelim.
Rabbim dualarımızı kabul buyursun, böyle mübarek geceleri de bizim için manevi fırsat kampanyalarına tebdil eylesin.
Mi’râc gecesi zaten mübarek, bizi ve kirlenmiş dünyamızı temizlesin, arınmamıza vesile olsun. Bize bereket katsın, güzellik katsın. Âmin.