Okuyanı Değersizleştiren Bir Topluma Doğru…

Okuyanı Değersizleştiren Bir Topluma Doğru…

Bir zamanlar okumak, sadece diploma almak değildi.

Bir umut biçimiydi.

Bir annenin sessiz duasıydı.
Bir babanın yıllarca içinde taşıdığı eksikliğin çocuk üzerinden tamamlanma isteğiydi.
Bir evin yoksulluktan çıkma çabasıydı.

Belki de bu yüzden üniversite kazanan bir çocuğun sevincini sadece ailesi yaşamıyordu.
Mahalle seviniyordu.
Akrabalar seviniyordu.
Bazen bütün bir çevre o başarıyı kendi başarısı gibi görüyordu.

Çünkü medeniyete atılan bir adımdı, hayata değer katıyordu, aşırılıkları törpülüyordu…

Çünkü okumak, bu şehirde ve her tarafta yalnızca bireysel bir mesele değildi.

Bir kuşağın umuduydu.

Ama bugün…

O umut sessizce aşınıyor.

Çünkü artık birçok genç için diploma, hayata tutunmanın değil; tutunamamanın ağırlığına dönüşüyor.

Okuyanların iş bulamaması, elbette yalnızca bireysel bir başarısızlık değil; daha çok eğitim sistemi ile istihdam yapısı arasındaki kopukluktan kaynaklıdır.

Ancak acı gerçek şudur ki:

Toplum, eğitimli insanı giderek yalnızca ekonomik gücü üzerinden değerlendirmeye başlıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir öğrencimin evine misafir oldum.

Sohbet sırasında ağabeylerinden birinden bahsettiler.
İki üniversite bitirmişti.
Ama işsizdi.

Diğer kardeşi ise ayaküstü ticaretle uğraşıyordu.

Onu anlatırken şöyle dedi:

“Salak… İki üniversite bitirmiş, ne işe yaradı? Bak ben okumadım. İyi ki de okumamışım. Keşke sekiz yıllık zorunlu eğitimi bile okumasaydım. Erkenden ticarete atıldım. Şimdi bir profesörden daha fazla kazanıyorum…”

Adeta cehalete övgüler diziyordu.

O an düşündüm…

Aslında bu cümle yalnızca bir kişiye yönelik değildi.

Bugünün ruhunu anlatıyordu.

Çünkü artık birçok yerde benzer cümleler dolaşıyor:

“Okudun da ne oldu?”
“Diploma karın doyurmuyor.”
“Bu devirde okumak boş.”

Ve insan ürperiyor.

Çünkü burada değersizleşen sadece okuyup iş bulamayan gençler değil.

Eğitimin kendisi.

Oysa bu çocuklar yalnızca diploma almadılar.

Bir arada yaşamayı öğrendiler.
Farklı hayatları öğrendiler.
Kendilerinden farklı düşünen insanlara tahammül etmeyi öğrendiler.

Yeni fikirleri öğrendiler.
Kurallı yaşamayı öğrendiler.
Paylaşmayı öğrendiler.
Dinlemeyi öğrendiler.

Belki de bu yüzden daha sakin, daha itidalli, daha makul ve medeni bireyler hâline geldiler.

Ama bugün bütün bu birikim…

Tek bir sorunun altında eziliyor:

“Ne kadar kazanıyorsun?”

Ne yazık ki çağımız, insanın değerini giderek:
bilgisiyle değil,

ahlakıyla değil,
nezaketiyle değil,
birlikte yaşama kültürüyle değil,
kazandığı parayla ölçüyor.

Üstelik mesele sadece işsiz kalan gençler de değil artık.

Bugün okumayla bir yerlere gelip maaş alan birçok memur için benzer bir küçümseme dili oluşmuş durumda. (Müdürlük gibi bazı makamların belirli çevrelerden gördüğü ayrıcalıklı itibar ise ayrı bir mevzu!)

Bir zamanlar memuriyetin sağladığı saygınlık bile artık yeterli görülmüyor.

Çünkü insanın değeri giderek maaş bordrosuna indirgeniyor.

İşte tam da bu yüzden öğrencilerime sürekli hatırlatıyorum:

Dışarıdaki hayatı mutlaka öğrenin.

Sadece diploma ile yetinmeyin.

Hayatı ertelemeyin.

İkinci bir üniversite daha okuyayım derken, yıllar sonra hayata dönüp aynı yerden başlamak zorunda kalmayın.

Gerektiğinde girişimci olun.
Cesaret sahibi olun.
Atılgan olun.

Hayatın içinde olun.

Çünkü istiyorum ki bu gençler hem ahlaken güçlü bireyler olsunlar, hem de ekonomik olarak ezilmesinler.

Çünkü inanıyorum ki birçok öğrencimiz;
dürüstlükte,
nezakette,
insan ilişkilerinde,
ahlakta,

bilgide,

değerde,

vefada,
toplumsal duyarlılıkta…
dışarıdaki birçok insandan çok daha iyi durumda.

Ama hayat yalnızca iyi insan olmayı ödüllendirmiyor.

Bunu görmek zorundayız.

Çünkü bugün ekonomik güç, çoğu zaman karakterin önüne geçiyor.

İşte bu nedenle gençlere sadece “okuyun” demek artık yetmiyor.

Okuduktan sonra da onları hayata karşı yalnız bırakmamak gerekiyor.

Unutmamak gerekir ki, okuyup iş bulamayan gençler bu toplumdan alacaklıdır!

Tam da bu nedenle hayata hazırlamak gerekiyor onları.

Risk almayı öğretmek gerekiyor.
Üretmeyi öğretmek gerekiyor.
Ayakta kalmayı öğretmek gerekiyor.
Hayatın gerçekliğiyle mücadele etmeyi öğretmek gerekiyor.

Aksi halde çok ağır bir sonuç ortaya çıkıyor:

İnsanlar yalnızca eğitime değil, eğitimin kazandırdığı değerlere de sırt çevirmeye başlıyor.

Düşünmeye…
Sabretmeye…
Kurallı yaşamaya…
Tahammül etmeye…
Temel insani değerlere…

Birlikte yaşam kültürüne…

Çünkü bütün bu değerler, ekonomik güç karşısında görünmez hale geliyor.

Ve böylece toplum sessizce başka bir yere savruluyor.

Daha sert…
Daha tahammülsüz…

Daha acımasız…
Daha hoyrat bir yere…

Bugün kaybettiğimiz şey yalnızca istihdam değildir.

Bir toplumun eğitime yüklediği anlam da sessizce aşınıyor, değersizleşiyor.

Ve belki de en acısı şu:

Bir zamanlar bu şehirde diploma, geleceğe açılan kapıydı.

Bugün ise gençler için diploma, giderek omuzlarında taşıdıkları sessiz bir hayal kırıklığına dönüşüyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri