RAMAZAN VE İNFAK

RAMAZAN VE İNFAK

İnfak, övülmüş bir haslet olarak müminde olması gereken bir özelliktir. İyi yolda, temiz bir niyetle ve samimiyetle yapılan harcamadır. Psikolojik ve sosyolojik açıdan insana katkı sunan infak, kişinin hem kendisiyle barışık olmasına kapı açmakta hem de toplumsal rollerinde ona yardımcı olmaktadır.

İnfak, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de kendine özel yer bulan bir ameldir. Bir ayette “yoksul düşme” (el-İsrâ 17/100), elli altı ayette yetmiş iki defa ise “harcama yapma” anlamında geçmektedir. Hadislerde de infak konusu geniş şekilde ele alınmıştır. İslam düşüncesinde insanın sahip olduğu servetin asıl sahibi Allah’tır. O’nun emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına infakta bulunmak gerekir (en-Nûr 24/33; el-Hadîd 57/7). Bakara suresinin 2. ayetinde Allah’a samimiyetle inanan müminlerin başlıca özellikleri sayılırken iman ve namazın ardından infak zikredilmiştir (DİA, İnfak md.).

Bakın Cenab-ı Hak Bakara Suresi, 262. ayette ne buyuruyor: “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”

Bu ayette Rabbimiz infakta bulunmayı bizlere emrettiği gibi insana yaraşır, incitici olmayan ve insanı rencide etmeyecek şekilde minnet ve başa kakma barındırmayan bir harcamayı tarif etmekte ve Rabbin rızasına kavuşturacak böylesi bir infakın cennette mükafatlara kapı açacağını ve söz konusu infak sahiplerine korku ve üzüntünün olmayacağını müjdelemektedir.

Yine Bakara Suresi, 267. ayette infak konusunda bizlere şu emredilmektedir: “Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan infak edin. Kötüsünü vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.”

Bu ayette infak emredilmekle beraber dikkat çekici başka bir husus göze çarpmaktadır. İnfakta bulunurken, iyilik yaparken ve sadaka verirken iyisinden, kalitelisinden vererek kendimize layık gördüğümüz ve bizim hayat standartlarımıza uygun şekilde hareket etmeliyiz. Acaba bu noktaya gereğince dikkat ediyor muyuz günümüz Müslümanları olarak? Sadaka verirken cebimizde ağırlık yapan bozuklukları veriyoruz çoğu zaman. Dürüst olalım. Bir fakire bir parça elbise verdiğimizde artık rengi solmuş, giyilecek bir tarafı kalmamış olanları veriyoruz bazen. Birine yemek verirken nasıl olsa artacak ve çöpe gidecek diye mi gönderiyoruz komşumuza ve tanıdığımıza bir tabak yemeği? Örnekler artırılabilir. Ancak bakın Rabbimiz bizden infakta bulunurken sevdiğimiz, değer verdiğimiz ve işe yarayan şeylerden vermemizi salık veriyor. Bu, insana değer vermektir. Bu, empati yapmaktır. Bu, insanca davranmaktır. İnsan onurunu ön planda tutmaktır. Dünya hayatı değil mi? Yarın kimin nasıl bir duruma düşeceğini ve vaziyetinin nasıl olacağını hangimiz bilebiliriz?

Ancak şu noktayı da vurgulayalım ki, zekât olsun sadaka olsun, kısacası infakta malın en iyisini vermek, en pahalısını bağışlamak istenmiyor bizden. Hatta hadislerde orta seviyedeki mallardan zekâtın seçilip alınmasına dair uyarılar da var. Burada da bir incelik var. İnsan bu sefer en iyisini, en pahalısını vermekle mükellef olduğunda vazgeçme ihtimali artar. Şeytan daha rahat yol bulur, insanın aklını çelmek için. Tabiri caizse nefsinde tamahkarlık olan insanın damarına basmama gibi bir prensibe riayet ediliyor gibi. ‘En iyisinden değil, kötüsünden de değil, sevdiğiniz ve iyi olanından bağışlayın, verin’ denmek isteniyor. İnsan fıtratına en uygun yol bu değil mi Allah aşkına?

Ne güzel dinimiz var, elhamdülillah. Güzel bir ameli, güzel bir biçimde yaptırıyor bize. Vereni bezdirmiyor, verileni incitmiyor. Orta yolu öneriyor bize. İyi insandan iyi topluma giden kanalları açıyor bize.

Hz. Peygamber de (sas) infak üzerinde çok durur. Bakın ne buyurmuş Resul-i Ekrem: “Her sabah iki melek iner. Biri, ‘Allah’ım, infak edene yerine yenisini ver!’ der. Diğeri de ‘Allah’ım, cimrilik edenin malını yok et!’ der.” (Müslim, “Zekât”, 56)

Hadis cimriliğin kötülüğünü; infak edenin, cömert davrananın da nasıl bir melek duasıyla karşılaşacağını çok veciz bir şekilde ortaya koymuyor mu?

Başka bir hadiste de “Yarım hurmayla bile olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun.” (Tirmizî, “Zühd”, 37) buyurulmaktadır. Burada ise infak duygusunun geliştirilmesi gerektiği, miktar ve sayının çok önemli olmadığı, mühim olanın imkanlar ve şartlar ölçüsünde iyi niyet ve ihlasla paylaşma duygusunun geliştirilmesi olduğu vurgulanmaktadır.

Yine kudsi bir hadiste Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu haber verilmiştir: “Ey Âdemoğlu, sen infak et, ben de sana infak edeyim.” (Buhârî, “Nafakât”,1) Manası Allah’a, lafzı Peygamberimize (sas) ait olan bu hadis-i kudsi, Hakk yolunda yapılan harcamaların malı eksiltmeyeceğini aksine bereketlendireceğini ifade eder.

İnfak, insanî bir eylemdir.

İnfak, imanî bir tezahürdür.

İnfak, İslamî bir vasıftır.

İnfak, insanı insana, mümini kardeşine yaklaştırır.

İnfak, insanı kalbine yakınlaştırır.

İnfak, kulu Rabbi’ne layık kılmaya çalışır.

İnfak güzeldir; çok güzeldir, her zaman güzeldir, hele hele Ramazan ayında daha bir güzeldir.

İnfak bir yaşam tarzı olsun bizde.

İnfak ettiği için malının azaldığı görülen hiç kimse olmamıştır, tarihte örneği yok; bu kadar kesin. Aksine infak ettikçe mal ve servet bereketlenir, artar, taşar, bazen akıl almayacak derecede çoğaldığı görülür. Bunu da kimse inkâr edemez, ama infaktan sadece nefisteki tamahkarlık ve bencillik duygusu nedeniyle insan uzak kalıyor çoğu zaman.

Paylaşalım, paylaşmak güzeldir. Paylaştıkça çoğalacak malımız.

Paylaştıkça çoğalırız ‘biz’. Paylaşma ‘ben’i ‘biz’ haline getirir. Güç kazanırız, muhabbet elde ederiz.

Kendimizi bu güzel davranıştan, bu hayırlı amelden uzak tutmayalım.

Rabbim bizleri infakta bulunan ihlaslı kullarından eylesin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri