Rewanduz’dan Şırnak’a Selam Var!

Rewanduz’dan Şırnak’a Selam Var!

Bu hafta başında Soran Üniversitesi tarafından düzenlenen uluslararası bir sempozyuma katılmak üzere Rewanduz’a gittim.

Bizim Rewanduz dediğimiz, yöre halkının ise “Ruwanz” olarak telaffuz ettiği bu şehir, Erbil ilinin Soran ilçesine bağlı, İran sınırına yakın, yaklaşık 25.000 nüfuslu, küçük ama doğal ve tarihsel önemi büyük bir yer.

Sokaklarında gezerken zaman zaman Şırnak’ta dolaşıyormuş gibi hissettim.

Çünkü Rewanduz da Şırnak gibi sırtını dağlara yaslamış, vadilerin arasına ve yamaca kurulmuş bir yerleşim yeri. Hemen arkasında heybetli bir duruş sergileyen “Korek” dağı bulunur.

Üstelik benzerlik yalnızca coğrafyayla sınırlı değil.

Rewanduz’un “Xerend” adı verilen, hem sağında hem de solunda bulunan derin uçurumlarını gördüğümde aklıma Güçlükonak’taki Cennet-Cehennem vadileri geldi. Gelîyê Eli Beg ve Bêxal şelaleleri ise doğanın bu coğrafyaya ne kadar cömert davrandığını gösteriyordu.

Ancak Rewanduz’un dağları yalnızca doğal güzelliklerden ibaret değil.

Şehri çevreleyen derin vadiler, tarih boyunca doğal bir savunma hattı oluşturmuş. Bu nedenle Rewanduz, geçmişte önemli bir siyasi ve askerî merkez olmuş.

Özellikle 19. yüzyılda Soran Emirliği’ni güçlendiren, yöredeki imkânları kullanarak kendi adına toplar döktüren “Mir Muhammedê Gewre”nin adı burada hâlâ saygıyla anılıyor. Sempozyumda tarihçi akademisyenler, onun nüfuzunun Botan ve çevresine kadar uzandığını anlattılar. Şırnak yöresindeki yöneticilerle ikili ilişkileri olduğunu dile getirdiler.

Bu anlatılar, iki bölge arasındaki tarihsel ilişkilerin ne kadar köklü olduğunu düşündürdü.

Rewanduz’un kültürel geçmişi de oldukça zengin. Hüseyin Huznî Mukrîyanî’nin 1924 yılında başlattığı matbaacılık faaliyetleri, ardından çıkardığı “Zarî Kurmancî” dergisi bölgenin yazılı kültür tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Sempozyumda bu tarihsel mirasın bugünkü akademik hayata nasıl yansıdığını da yakından gördüm.

İlk gün yaklaşık altı yüz kişinin katıldığı programda belediye başkanından, kaymakamına; üniversite rektöründen, ileri gelenlerine kadar geniş bir katılım vardı. Yaklaşık yetmiş altı akademisyenin katıldığı sempozyumun organizasyonu, yemeklerinden oteline; isimliklerinden dosyalarına; ses sisteminden ışıklandırmasına kadar oldukça özenliydi.

Türkiye’den katılan tek akademisyendim.

Diğer katılımcılar Soranî lehçesinde, Arap harfleriyle hazırladıkları bildirilerini sunarken ben Kurmancî konuşuyor, Latin harfleri kullanıyordum.

Onlar beni anlıyor, ben de günler geçtikçe Soranîye daha fazla aşinalık kazanıyordum. En çok hoşuma giden ve sıklıkla kullandığım ise “xoşhalim” kelimesiydi.

Fakat beni en çok etkileyen, insanların misafirperverliğiydi.

Konaklamamız için güzel bir otel hazırlanmıştı. Buna rağmen ondan fazla kişi evlerinde kalmam için ısrar etti. Şırnak’ta alışık olduğumuz o içten davetlerin benzerini Revanduz’da görmek gerçekten duygulandırıcıydı.

Sempozyumun tüm masraflarını üstlenen on yıl önceki belediye başkanlarından İsa Rewanduzî, Şırnak’taki tanıdıklarına selam gönderdi. Soran Üniversitesi Rektörü de üniversitemizin rektörüne selamlarını iletmemi istedi.

Erbil’de üst düzey yönetim kademesinde Xanenijîn olarak görev yaptığını öğrendiğim ve aslen Rewanduzlu olan Azad Cunyanî’nin gösterdiği yakın ilgi ise hafızamda ayrı bir yer edindi.

Beni makam aracına davet ederek birlikte yemeğe gittik. Yol boyunca sohbet ettik.

Annesinin aslen Van’ın Bahçesaray ilçesinden olduğunu anlattı. Benim de Bitlisli olduğumu öğrenince aramızdaki yakınlığı akrabalığa dönüştürerek bana “xalo” diye hitap etmeye başladı.

Bir anda yabancı bir şehirde değil, sanki akrabalarımın arasında olduğumu hissettim.

Bazı katılımcıların Botan bölgesi ve çevresine duydukları hayranlığı anlatmaları da dikkat çekiciydi.

Sempozyumdaki bildirimde özellikle bir mesele üzerinde durdum:

Turizm gelişirken kültürel değerler korunabilecek mi?

Çünkü şehirleri yalnızca yollar, oteller ve gösterişli yapılarla geliştiremeyiz. Onları yaşatan, insanların hafızası, dili, gelenekleri ve toplumsal ilişkileridir.

Revanduz’da geçmişte, BAAS rejimi döneminde askerî amaçlarla kullanılan bazı stratejik bölgelerdeki yapıların restore edilerek turizme kazandırıldığını görmek, ister istemez Şırnak’ı düşündürdü.

Bizim de dağlarımız, vadilerimiz, tarihimiz ve kültürel zenginliklerimiz var.

Peki, bunları ne kadar değerlendirebiliyoruz?

Revanduz’dan dönerken yanımda yalnızca güzel hatıralar getirmedim. Şırnak’ın geleceğine ilişkin yeni sorular ve dostlarımızın selamlarını da getirdim.

Ne var ki böylesine güzel geçen bir yolculuğa gölge düşüren bir olay da yaşadım.

Dönüşte Habur Sınır Kapısı’nda tam yedi saat bekletildik.

Üstelik otobüste yalnızca altı yolcu vardı.

Akşam saat dokuzda evimde olacağımı düşünürken gece üçte ancak evime ulaşabildim.

Revanduz’da gördüğümüz misafirperverliğin ardından sınır kapısının Türkiye tarafında yaşadığımız bu mağduriyeti kabullenmek gerçekten zordu.

Yedi saatimizi alan bu bekleyişin sorumlularına hakkımı helal etmiyorum.

Çünkü sınırlar insanları ayırabilir ama insanlara gösterilmesi gereken saygıyı ortadan kaldırmamalıdır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri