Min hebin sêsed hezar ezman û dev
Yek demê xafil nemînin roj û şev,
Wesfê husna te bibêjim sibh û dem,
Sed qiyamet wê biçin hêj ne temam.
Türkçesiyle:
Üç yüz bin dilim ve ağzım olsa benim,
Gece gündüz bir an bile gaflete düşmesem,
Sabah akşam senin güzelliğini anlatsam,
Yüz kıyamet geçse yine de anlatmakla bitiremem.
Bu dizelerin sahibi, asırlardır Kürtlerin dilinde ve gönlünde yaşayan Mela Hûseynê Bateyî.
İlahî aşkı böylesine derin bir duyarlılıkla dile getiren, (kimilerine göre Hz. Muhammed’e yazılmış) kaleme aldığı Kurmancî Mevlid ile nesillerin hafızasında yer edinen büyük bir âlim ve şair.
Eserleri asırlardır okunuyor.
Adı saygıyla anılıyor.
Peki, kendisine ne kadar sahip çıkıyoruz?
İşte insanın içini sızlatan mesele tam da burada başlıyor!
Geçtiğimiz günlerde Şırnak Üniversitesi Sosyoloji Kulübü olarak Beytüşşebap'ın Güneyyaka (Bate) köyüne gittik.
Amacımız, Bateyî'nin köyünü ve mezarını ziyaret etmek, öğrencilerimizi bu büyük kültürel mirasla buluşturmaktı.
Güzel bir gün geçirdik.
Köy halkının misafirperverliği, okunan Mevlid, seslendirilen kasideler ve çocuklara dağıttığımız kitaplar hafızamızda güzel izler bıraktı.
Ancak gördüklerimiz bizi bir o kadar da üzdü!
Karşı tepede bulunan karakola uzanan beton yol oldukça düzgün ve bakımlı. Güneyyaka yol ayrımından köye yöneldiğinizde ise manzara değişiyor.
Yaklaşık iki kilometrelik toprak, çamurlu, dik yokuşlu ve keskin virajlarla dolu bir yol!
Üniversiteden götürdüğümüz araçlarımızla köye ulaşamadık! Köy muhtarının minibüsünden destek alarak varabildik.
Minibüslerin ve traktörlerin güçlükle çıkabildiği bu yol, âdeta yıllardır süregelen ihmalin somut göstergesi.
Sormak gerekiyor:
Böylesine önemli bir âlimin köyüne uzanan iki kilometrelik yol asfaltlanamaz mı?
Binek araçlarının ve midibüslerin rahatlıkla ulaşabileceği hâle getirilemez mi?
Üstelik mesele yalnızca yol değil!
Bateyî'nin mezarının durumu da insanın içini sızlatıyor.
Etrafına duvar örülmüş. Ancak içerideki mezar taşı neredeyse yer değiştirmiş. Alan, ziyaretçilerin nereye basacağını bilemediği düzensiz bir hâle gelmiş.
Bu büyük şahsiyet gerçekten böyle mi anılmayı hak ediyor?
Peki, kimdir bu kadar ihmal edilen Bateyî?
Mezar taşında 1417–1494 tarihleri yazılı olan Bateyî, Kürt klasik edebiyatının önemli temsilcilerindendir. Bu tarihlendirmeye göre Melayê Cizîrî, Feqîyê Teyran ve Ehmedê Xanî'den önce yaşamış ve Kürtçe edebiyat geleneğinin öncü isimleri arasında yer almıştır.
Kaleme aldığı Kurmancî Mevlid, asırlardır geniş bir coğrafyada okunuyor. Şiirleri, kasideleri ve divanı da onun çok yönlü edebî kişiliğini ortaya koyuyor. (Bu arada Bateyî'nin Divanı, en son 2024 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ankara'da basılmıştır.)
Bateyî'nin mirası yalnızca dinî bir metinden ibaret değildir. Kürtçenin kuşaktan kuşağa aktarılmasına ve ortak kültürel hafızanın yaşatılmasına önemli katkılar sunmuştur.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Anadolu'nun manevi ve kültürel dünyasında nasıl önemli bir yere sahipse Bateyî de Kürt toplumunun hafızasında benzer bir yere sahiptir.
Peki, Konya Mevlânâ'yı dünyaya tanıtırken biz Bateyî'yi neden yeterince tanıtamıyoruz?
Neden özelde Beytüşşebap'ta, genelde Şırnak ve çevresinde bu değeri öne çıkaramıyoruz?
Sosyolojik açıdan mesele yalnızca bakımsız bir yol veya mezar değildir.
Kültürel hafıza, toplumların geçmişleriyle kurdukları bağdır. Bu bağ, yalnızca anlatılarla değil, o mirasa gösterilen somut ilgiyle güçlenir.
Bir toplumun değerlerine duyduğu saygı, onları ne kadar andığı ve ne ölçüde koruduğuyla da anlaşılır.
Buradan Şırnak'taki yetkililere; özellikle İl Özel İdaresinin karar organlarında ve yönetim kademelerinde görev yapanlara, ayrıca çeşitli kurumların Kültür Müdürlüklerindeki yetkililere sesleniyorum:
Vicdanınız hiç mi sızlamıyor?
Seyda'ya hiç mi saygınız yok?
Yatırımlarınızı hiç mi kültür ve inanç turizmi çerçevesinde düşünmediniz?
Oysa istenenler büyük yatırımlar değil.
İki kilometrelik yolun iyileştirilmesi, mezarın düzenlenmesi, tanıtım levhaları, küçük bir anı evi ve Bateyî'nin eserlerinin araştırılıp tanıtılması...
Gerçekten çok şey mi istiyoruz?
Köy muhtarı Metin Güzel'in üniversiteden ilk kez böyle kalabalık bir grubun köylerini ziyaret ettiğini söylemesi de düşündürücüydü.
Demek ki üniversitelerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın da sorumlulukları var.
Çünkü kültürel miras, bir toplumun kimliğini, aidiyetini ve ortak hafızasını geleceğe taşıma biçimidir.
Bateyî'yi ihmal etmek, kendi kültürel hafızamızı ihmal etmektir.
Unutmayalım!
Seyda, asırlar önce eserleriyle insanların gönlüne bir yol açmış.
Bize düşen ise hiç olmazsa köyüne düzgün bir yol açabilmektir! Bir de mezarına bir türbe yaptırmaktır!