Son haftalarda evimde yaşadıklarım, beni Şırnak’ın su meselesi üzerine yeniden düşünmeye itti.
Her şey arıtma cihazımın filtrelerini değiştirmekle başladı. Altı aylık filtreler için 2.800 lira ödedim. Gelen usta musluk suyunu ölçtü. Cihaz 311 değerini gösterdi. Telefonundan bir tablo açarak bunun iyi olmadığını söyledi.
Endişelendim. Ancak araştırınca bunun TDS değeri olduğunu, tek başına suyun içilebilir olup olmadığını göstermediğini öğrendim.
Meseleyi somut verilerle anlamak istedim.
Evimin musluğundan aldığım suyu Şırnak Üniversitesi Teknoloji ve Araştırma Merkezi’ne götürdüm. Altı parametrenin incelenmesi için 2.580 lira ödedim.
Sonuçta pH 8,16, iletkenlik 619 µS/cm, bulanıklık 1,37 NTU çıktı. İncelenen numunede E. coli, koliform ve enterokoka rastlanmadı.
Bunu özellikle belirtiyorum. Çünkü amacım “Şırnak’ın suyu kötüdür” düşüncesini doğrulatmak değil, gerçeği öğrenmekti. Bir akademisyen olarak olumlu bulguları da açıklıkla paylaşmaktan yanayım.
Ancak bu sınırlı analiz bütün sorularımı cevaplamadı. Şüphelerimi de gidermedi.
Akması yavaşlayan mutfak musluğunun başlığını söktüğümde yoğun birikintiyle karşılaştım. Daha önce çamaşır makinem çalışmayınca çağırdığım tamirci giriş filtresini temizlemiş, 500 lira almıştı. Sorun tekrarlayınca duvardaki musluğun filtresini açtırdım. Tortuyla doluydu. Fotoğrafını çektim. Temizlenince makine çalıştı.
Ardından klozetin su çıkışı tıkandı. Ustası tarafından vana ve hortumlar değişmesine rağmen sorun çözülmedi. İnce çıkıştaki birikinti temizlenince düzeldi. Bu işlem de 1.350 liraya mal oldu. Şimdi kombi bakımını bekliyorum; peteklerin durumunu da kontrol ettireceğim. Bunların da öngörülen maliyeti yaklaşık 3.000 lira.
“Acaba bu sorunlar yalnızca benim evimde mi var?” diye çevreme sordum.
Sitedeki komşularım ve arkadaşlarım benzer sorunları sıklıkla yaşadıklarını anlattılar. Bazıları duş başlıklarının sık sık tıkandığını, değiştirmek veya kireç sökücüyle temizlemek zorunda kaldıklarını söyledi. Bazıları da suyla çalışan cihazların sıklıkla arıza verdiğini belirtti. Bina depolarının dibinde çamuru andıran birikintiler bulunduğunu belirtenler, çektiği videoyu gösterenler de oldu.
Bunlar bilimsel bulgu değil, insanların beyanları. Ama sorular ortada:
Bu birikintiler kireç mi, mineral çökelmesi mi, tesisattan gelen tortu mu?
Suyun sertliği ve mineral yapısı nasıl?
Daha kapsamlı analizler gerekmiyor mu?
Şırnak İl Sağlık Müdürlüğüne de gittim.
Halk Sağlığı biriminde görüştüğüm yetkililer suyun düzenli denetlendiğini, oldukça kireçli olduğunu söylediler. Mijîn suyunun iyi durumda olduğu, Toptepe suyunun aynı kalitede olmadığı ifade edildi.
Geçmişte suyla ilgili sorunlar nedeniyle bazı kurumlara cezai işlem uygulandığı da dile getirildi. Ancak buna ilişkin yazılı belgeye ulaşamadığım için daha ileri bir değerlendirme yapamıyorum.
Madem analizler yapılıyor, sonuçlar mahalle, tarih ve parametreleriyle birlikte neden düzenli yayımlanmasın?
Suyun temiz olması kadar vatandaşın onun temiz olduğunu bilmesi de önemlidir.
Güven yalnızca laboratuvarda üretilmez; şeffaflıkla da üretilir.
Mijîn’in azalan debisi, geçmişte basına yansıyan çamurlu su şikâyetleri ve resmî raporlarda Şırnak merkez için tam kapsamlı içme suyu arıtma tesisinin bulunmadığının belirtilmesi de düşündürücüdür. Cizre ve Silopi’de tesisler varken Şırnak merkezinin böyle bir tesise ihtiyacı olup olmadığı araştırılmamalı mı?
İl Özel İdaresi ile Belediyenin imzaladığı “Su Hattı Onarım Projesi İşbirliği Protokolü” kıymetlidir. Ancak bir yönüyle malumun da ilamıdır. Zira altyapıda çözülmesi gereken meseleler ilgili haberde dile getirilmiş zaten.
Sağlıkla ilgili kaygılar da cabası.
Çevremde sıklıkla yaşanan karın ağrısını ve ishali suya bağlayanlar var. Öğrencilerim saç dökülmesinden, sivilce oluşumundan ve cilt kuruluğundan yakınıyor; bunları şebeke suyuyla ilişkilendiriyorlar.
Elbette bunların farklı nedenleri olabilir. Suyla bağlantılarını kanıtlayan bilimsel verimiz yok. Ama araştırılmaları gerekmez mi?
Meselenin sosyal tarafı ise daha düşündürücü.
Yalnızca filtre değişimi ve iki servis müdahalesi için 4.650 lira ödedim. Daha da ödeyeceklerim var. Çok şükür ki karşılayabiliyorum.
Peki ya karşılayamayanlar?
2 Ekim’de Dünya Yaşlılar Günü dolayısıyla düzenlenen programda Sayın Valimizin Şırnak nüfusunun yüzde 68’inin sosyal yardımlardan yararlandığını söylediğini bizzat duydum.
Arıtma cihazı alamayan, her tıkanmada tamirci çağıramayan ne yapacak? Emekli ne yapacak? Düşük gelirli aile ne yapacak?
Suyun maliyeti yalnızca faturadan ibaret değildir. Filtre, damacana ve tamir masrafları da varsa mesele sosyal adalet meselesidir.
Temiz ve güvenilir suya erişim insanların gelirine bağlı olmamalıdır.
Arıtma cihazı tercih olabilir; zorunluluğa dönüşmemelidir.
Mesele birilerini suçlamak değil.
Ben bu bölgenin insanıyım.
Şırnak’ın dağlarını, o dağlardan şırıl şırıl akan berrak sularını iyi biliyorum. Böylesine güzel sularla çevrili bir şehirde içme suyunun hâlâ sorun olarak konuşulması gücüme gidiyor.
Mesele su sorununu kaynağından şebekesine, arıtmasından denetimine kadar kalıcı biçimde çözmektir.
Çünkü Şırnak’ın dağından harika sular akarken, musluğundan dert akması kader değildir.