Bir şehir gençse, bu ne anlama gelir?
Sadece yaş ortalamasının düşük olması mı?
Yoksa o şehirde henüz ortaya çıkmamış bir potansiyelin varlığı mı?
Şırnak’a baktığımızda, ilk bakışta umut veren bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Genç nüfus yüksek.
Hane halkı büyüklüğü Türkiye ortalamasının çok üzerinde.
Hatta bu alanda ülke genelinde ikinci sırada.
Bu durum çoğu zaman bir avantaj olarak anlatılır.
Ve aslında bu yanlış da değildir.
Çünkü genç nüfus, doğru yönlendirildiğinde bir şehir için gerçekten büyük bir imkândır.
Ama mesele sadece sahip olmak değil…
O potansiyeli harekete geçirebilmektir.
Çünkü her veri tek başına bir şey anlatmaz.
Asıl anlam, o verinin hayatta neye dönüştüğüyle ortaya çıkar.
Ve burada sormamız gereken soru basit ama kritik:
Bu gençler ne yapıyor?
Bugün Şırnak’ta çok sayıda genç çalışmak istiyor.
Hayat kurmak istiyor.
Üretmek istiyor.
Ama istemek ile ulaşabilmek aynı şey değil.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Türkiye genelinde genç işsizlik zaten önemli bir sorun.
Ama sosyoekonomik olarak daha dezavantajlı bölgelerde bu durum daha derin hissediliyor.
Çünkü sorun sadece iş bulmak değil.
Sorun, işe ulaşabilmek.
Bir başka önemli mesele daha var:
Eğitim ile iş hayatı arasındaki kopukluk.
Bugün birçok genç okuyor, mezun oluyor.
Ama o diploma, çoğu zaman bir kapı açmıyor.
Çünkü alınan eğitim ile piyasanın ihtiyacı arasında ciddi bir uyumsuzluk var.
Ortaya çıkan tablo ise çok tanıdık:
Diploma var.
Ama meslek yok.
Ve bu durum bireysel bir başarısızlık değil.
Bu, sistemin ürettiği bir sonuç.
Şırnak’ta bu tablo daha da belirgin.
Genç nüfus yüksek.
Ama sanayi yok denecek kadar sınırlı.
Özel sektör fazlasıyla zayıf.
Nitelikli iş alanları ise oldukça dar.
Ve bu durum gençlerin önüne iki seçenek koyuyor:
Beklemek…
ya da gitmek.
İşte tam bu noktada aile yapısı devreye giriyor.
Bir evde birden fazla genç varsa,
o evde birden fazla umut, birden fazla beklenti var demektir.
Ama bu beklenti karşılanmadığında,
sorun sadece bireysel kalmaz.
Aileyi etkiler.
Topluma yayılır.
Bu yüzden mesele sadece iş meselesi değil.
Bu, doğrudan bir toplum meselesi.
Çünkü gençler üretimin dışında kaldığında, zaman farklı işlemeye başlar.
Bekleyiş uzadıkça umut azalır.
Umut azaldıkça hareket başlar.
Ve o hareketin adı çoğu zaman göç olur.
Göç başladığında ise bir şehir sadece insan kaybetmez.
En enerjik, en üretken kesimini kaybeder.
Oysa aynı tablo, doğru bir yaklaşımla tamamen değişebilir.
Çünkü genç nüfus sadece bir sayı değildir.
Bir kapasitedir.
Öğrenir.
Uyum sağlar.
Üretir.
Yeter ki doğru zemin oluşturulsun.
Düşünün:
Genç bir iş gücü,
güçlü aile bağlarıyla desteklenen bir sosyal yapı,
ve henüz doygunluğa ulaşmamış bir ekonomik alan…
Bu üçü bir araya geldiğinde,
bir şehir için ciddi bir fırsat ortaya çıkar.
Ama burada belirleyici olan şey çok net:
Potansiyel kendiliğinden harekete geçmez.
Onu harekete geçirecek olan şey,
doğru yatırım ve doğru planlamadır.
Şırnak bugün tam da böyle bir noktada.
Bir yol ayrımında.
Ya bu genç nüfus burada üretimin bir parçası olacak…
Ya da başka şehirlerin büyümesine katkı sunacak.
Bu yüzden mesele sadece “genç nüfus fazla” meselesi değil.
Mesele şu:
Bu gençler, bu şehirde bir gelecek görebiliyor mu?
Çünkü bir şehirde insanlar kalmak istemiyorsa,
orada sadece nüfus azalmaz.
Gelecek de azalır.