Kurtulmuş, Şırnak'ta Cudi Dağı'ndaki "Hz. Nuh'u Anma Merasimi" sonrası katıldığı TRT canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Siyasi hayatı boyunca en keyifli günlerinden birisini bugün Şırnak'ta geçirdiğini belirten Kurtulmuş, büyük kalabalıkların olduğu "Hazreti Nuh'u Anma Merasimi"nin coşkuyla kutlandığını söyledi.
Terörün kol gezdiği, Mehmetçiğin 7/24 nöbet tuttuğu tepelerde on binlerle ifade edilecek çoğunlukta vatandaşın geldiği Cudi Dağı'ndaki programın çok güzel geçtiğini aktaran Kurtulmuş, terörün bir dönem kol gezdiği yerlerde şimdi insanların huzur içerisinde hareket etmesinin, büyük bir manevi iklimin içerisinde bunların gerçekleşmiş olmasının, umut verici ve sevindirici olduğunu vurguladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, geçen sene de yine Şırnak'ta yaz aylarında Gabar'da petrol çıkmasıyla ilgili bir tören yaptıklarını anımsatarak, yaklaşık 40'a yakın milletvekiliyle o törende yer aldıklarını hatırlattı.
Gabar ve Cudi dağlarının geçmişte terörle, şehit haberleriyle, bombalarla anıldığına işaret eden Kurtulmuş, bugün Gabar'dan çıkarılan petrolün 80 bin varili geçtiğini kaydetti.
Kurtulmuş, artık bu bölgede binlerce insanın bir arada olduğu, barış ve kardeşlik ikliminin hakim olduğunu dile getirerek, fevkalade önemli bir noktada olunduğunu belirtti.
- "Silahların bırakılması, örgütün tasfiyesi konusunda siyasetin iradesi de tamdır"
"Terörsüz Türkiye" sürecinin bu noktaya gelmesinde başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı liderliğinin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yol açıcı ufkunun büyük önemi olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle parlamentoda geçen sene zor bir süreç yaşadık. Aslında dışarıdan baktığınızda sadece komisyon toplantıları gibi görüldü ama o toplantıların her birisinin hazırlanışı, müzakeresi, arka kapı diplomasisi, 21 toplantı gerçekleştirdik. Türkiye'nin hemen her kesiminden insanlar dinlendi ve bütün partilerin katılımıyla bir komisyon oluştu. 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi' adının tespiti bile gerçekten tam bir ittifakla ortaya konuldu ve sonuçta bir rapor çıktı. Bu rapor bir yol haritası. O yol haritasında örgütün feshini ilan etmesi ve silahların bırakılmasıyla birlikte birtakım geri dönüşleri hızlandıracak çerçeve yasanın çıkarılması... Kanaatimce geçen sene bu vakitlerde konuştuğumuz meselenin yüzde 80'i geride kalmıştır. Bu işin bir an evvel tamamlanmasının çok yararlı olacağı kanaatindeyim. Şunu da açıklıkla ifade etmek gerekir ki bu süre içerisinde fevkalade olumlu gelişmeler oldu. Yani Türkiye'nin lehine işleyen süreçler oldu. Bunlardan biri Suriye'de PYD'nin, YPG'nin, yeni Suriye yönetimine ciddi bir şekilde entegrasyon süreci. Arkasından Amerika ve İsrail'in İran'a karşı savaşla birlikte başlattığı PJAK'ın ayaklandırılması projesinin gerçekleşmeyeceği de ortaya çıktı. Bütün bunlar Türkiye'de devam eden sürecin gerçekten daha da tahkim edilmesine vesile oldu. Artık örgütün kararlılığı da gördüğümüz kadarıyla tamdır, nettir. Silahların bırakılması, örgütün tasfiyesi konusunda siyasetin iradesi de tamdır. Yani kolay değil. Partilerin böyle bir komisyonda bir araya gelmiş olması, ittifakla bir sonucun ortaya çıkmış olması büyük bir siyasi kararlılıktır. Siyaset üzerine düşeni yaptı. Bütün siyasi partilerin mensuplarına bu anlamda çağrımı tekrarlamak istiyorum. Burada hepimizin provokasyonlara dikkat etmesi lazım. Herkesin kullandığı dile dikkat etmesi lazım. Oluşan kardeşlik ve barış iklimini bozacak sözlerin, eylemlerin ortaya konulmaması gerekir. Ümit ediyorum ki parlamentomuz tatile girmeden evvel bu iş büyük oranda bitmiş olur ve Türkiye şöyle rahat bir nefes alır. Herkes arkasına yaslanır ve bundan sonra Türkiye'nin geleceğini çok daha güzel bir şekilde konuşuruz."
Kurtulmuş, Cudi Dağı'nda bulunmanın nasıl bir his olduğunun sorulması üzerine, "Meclis Başkanı olarak ve özellikle 'Terörsüz Türkiye' ile ilgili sürecin, komisyonun içerisinde önemli bir fonksiyon icra etmiş birisi olarak bulunmak herhalde hayal etmeyeceğimiz bir durumdu." diye konuştu.
"On binlerce insanın hayatına mal olan, binlerce vatan evladının şehit olduğu bir terörden bahsediyoruz. Buralara Meclis Başkanı olarak gelmenin son derece zor olduğu süreçleri Türkiye yaşadı. Allah'a binlerce şükrediyoruz, böyle bir güzel günü bize lütfettiği için ve Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın manevi gölgesinde bu muhteşem mekanlarda, dostlarımızla, kardeşlerimizle, Şırnak halkıyla, Şehr-i Nuh halkıyla bir arada olmaktan dolayı. Milletimizin, Cenabıallah'ın bize bahşettiği bu lütfun da kıymetini en iyi şekilde bilmesi lazım" ifadesini kullanan Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye" sürecinde gelinen aşamaya değindi.
Kurtulmuş, TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarını bitirdiğini, çok titiz bir çalışmayla raporunu da hazırladığını belirterek, destek veren bütün milletvekillerine ve komisyon çalışmalarına katılan bütün siyasi partilere teşekkür etti.
Tarihi bir sorumluluğun paylaşıldığına işaret eden Kurtulmuş, çalışmalara katkı sunan herkesin elini taşın altına koyduğunu dile getirdi.
Kurtulmuş, "Şimdi bunun bir partinin ya da bir iki partinin ortak çalışması şeklinde değil de bütün partilerin müşterek teklifi olarak Meclis'e gelmesi son derece doğru, yerinde ve şık olur. Yani başlanmış olan ve bu noktaya kadar ittifakla getirilmiş olan bir süreci tamamlamış olur, taçlandırılmış olur. Dolayısıyla bütün partilere çağrım odur, herkes bu sürece nasıl katkı verebilecekse versin. Meclis Başkanı olarak şu anda tanımlanmış, belirlenmiş, bu konuyla ilgili bir yükümlülüğüm yok ama her türlü desteği vermeye hazır olduğumu bir kere daha ifade etmek istiyorum. Yani işlerin böyle sıkıştığı, müzakere etmek gerektiği zaman ortak noktayı bulmak gerektiğinde, partiler arasında kolaylaştırıcı bir fonksiyon icra edebileceğimi zannediyorum." sözlerini sarf etti.
- "Bu yasa münhasır ve geçici bir yasa olacak"
Komisyonda herkesin eteklerindeki taşı döktüğünü ve ortak bir ana çerçevede raporun çıktığını dile getiren Kurtulmuş, şunları paylaştı:
"Mesela orada 'kritik eşik' diye bir tanımlamadan bahsedildi. Zaten bu süreç nasıl başladı? İmralı, 'Artık silahlı çatışma devri geride kalmıştır, silahlara yer yoktur. Bundan sonra demokratik bir mücadele ortamı başlayacaktır' dedi. Yani zaten örgüt böyle bir iradeyi ortaya koymasaydı, 'örgütü tasfiye ediyorum' iradesi olmasaydı, bütün bu süreçler başlamazdı, başlaması mümkün olmazdı. Bir teyit ve tespit mekanizması ile hakikaten silahlar tespit ediliyor. Bu Meclis'in işi değil. Bunun da tespit edilmesi ile birlikte bir çerçeve yasa... Bu çerçeve yasada söylediğimiz temel hususların birincisi bu yasa münhasır ve geçici bir yasa olacak. Yani münfesih terör örgütü üyeleri ile ilgili bir yasa. İlanihaye olmayacak. Belli bir süre verilecek. Gelip silahını bırakan, örgütsel faaliyetlerden vazgeçtiğini ilan eden mensuplar bundan istifade edecek. Asla bir af niteliğinde olmayacak. Genel af niteliğinde bir yasa olmayacak. Süreç toplumun çok büyük çoğunluğunun, kahir ekseriyetinin desteklediği bir şekilde bugüne kadar geldi. Onun için başarılı, sorunsuz bir şekilde buraya kadar geldi. Bence yasal çerçevenin ortaya konulmasında da burada bizim hassasiyetle dikkat edeceğimiz husus mahşeri vicdanın hassasiyetleridir. Makul çoğunluğun kabul edeceği şekilde yapılacak düzenlemeler karşılık bulacaktır ama dünyanın en hatasız işini yapsanız bile eleştiren birileri olabilir. Bu eleştirilere karşı da makul çoğunluk zaten gerekli cevabı verecektir. Müstakil ve süreli bir yasa olması lazım. Öngörülen, üzerinde durulan şimdiye kadar da siyasetin ittifak ettiği hususlardan birisi bu. Asıl olan bir an evvel silahlı terör örgütü militanlarının dönüşünü, silah bırakmasını temin etmek olduğuna göre süreyi uzatmamak lazım. 6 ay, 8 ay, 1 sene bilemiyorum o oturulur, kararlaştırılır. Sıkı tutmak lazım, bir an evvel bu işin bitirilmesi lazım. Komisyon çalışmaları sırasında çok güzel bir şeydi, hem şehit anneleri, gazilerimizin yakınlarının hem de örgüt mensuplarının annelerinin olduğu müşterek bir oturumda her iki taraf da şunu söyledi, 'Artık evlatlarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz.' Silahların gömüldüğü, sadece barışın ve kardeşliğin dilinin konuşulduğu bir Türkiye'yi inşa etmemiz lazım. Bunun için de örgüt mensuplarının elindeki silahı bir an evvel teslim edebileceği bir yasal düzenlemenin olması lazım."
TBMM Başkanı Kurtulmuş, partilerin yasanın hazırlanması öncesinde anlaşması halinde bu yasanın rahatlıkla çıkarılabileceğini belirterek, hiç kimsenin yeniden terörün başlamasını istemediğini söyledi.
Hakkaniyetli ve adil bir sürecin yürütüldüğünü, sürecin yürütülmesine toplumun geniş kesimlerinin önemli destek verdiğini kaydeden Kurtulmuş, bu desteğin hiçbir zaman azalmadığını vurguladı.
Kurtulmuş, şöyle konuştu:
"Tereddütler tabii ki oldu. En başta komisyon çalışmalarına başladığımızda 'Acaba ne olacak?' diye temkinli iyimserlik söz konusuydu. Çok şükür tereddütlerin, bir takım yanlış anlamaların, anlatmaların gerçek olmadığı ortaya çıktı. Yaklaşık 2 senedir çok şükür TUSAŞ saldırısını dışarıda bırakırsanız bu memleketin hiçbir yerinde terör saldırısı olmuyor. Silahlar patlamıyor, insanlar ölmüyor. TUSAŞ saldırısı da kuvvetle muhtemel ki süreci akamete uğratmak isteyen bir provokasyondur. Hep başından beri bir şey söylüyoruz, sadece tek başına Türkiye'de terörün bitmesi değil, Türkiye'de eğer terör biterse, bu terörsüz bir bölgenin de kapılarını sonuna kadar açar. Bölgede terör örgütleri elimine edildikçe bu Türkiye'nin de terörden tamamıyla sulhu salah içerisinde olmasını temin eder. Şimdi buradayız, 5 kilometre ötesi Irak sınırı, Irak toprakları. Biraz aşağıya gidin, Suriye toprakları. Yani bu toprakları birbirinden ayırt etmek mümkün değil. Buradaki halk birbirinin akrabası, komşusu. Dolayısıyla terörsüz bölge dediğimiz şey bir hayal, bir masal falan değil. Tam tersine sahanın realitesi budur. Bu bölgenin insanları, Türklerin, Kürtlerin, Arapların ne bugün ne yarın itibarıyla en ufak bir ihtilafı, kavgası yoktur. Emperyalist güçlerin vekil güçleri olarak kullanılan bu örgütleri şöyle kaldırıp bir kenara koyduğumuz zaman Allah'ın izniyle bu topraklarda, bu geniş coğrafyada insanlar barış ve huzur içerisinde yaşayacak. Pratik olarak da Türkiye'nin içerisinde terörün bitmesinin karşı tarafa ne kadar büyük bir fayda sağladığını, Suriye topraklarında terörün bitmesinin ne kadar Türkiye topraklarını rahatlattığını bu süre içerisinde bile görüyoruz. Allah'ın izniyle çok kısa bir süre içerisinde PKK terör örgütü tamamıyla silahını bıraktıktan sonra çok daha işlerimiz kolay, önümüz açık olacaktır."
- "Birlikte barış içinde yaşamaya devam edeceğiz"
Etnik aidiyetler üzerinden kimlikleri farklılaştırmanın sosyolojiye müdahale olduğunu söyleyen Kurtulmuş, Türkiye sosyolojisinin aslının, burada asırlardır halkların kardeşlik içerisinde yaşamış olması olduğunu aktardı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye sosyolojisinin hep bu farklılıkları rahmet ve zenginlik olarak gördüğünü anlatarak, bu zenginliklerden istifade edilmesi gerektiğine dikkati çekti.
Geçenlerde İsveç'te Süryani vatandaşlarla bir araya geldiklerini anlatan Kurtulmuş, Mardin'deki köylerinden bahsederken duydukları özlemi ifade etmelerini unutamadığını belirtti.
Kurtulmuş, "Hiçbir zaman farklılığımızı bir düşmanlık, ayrıştırma vesilesi kılmadık. İnşallah tekrar birlikte barış içinde yaşamaya devam edeceğiz. Sınırımızın ötesinde de terörle mücadele uzun yıllardır devam ediyor, Suriye'deki yeni yönetimin oluşumu, Irak'ta Türkiye ile yakın ilişkiler belli ki bu üç ülkenin birlikte belki de bir ekonomik kalkınmaya doğru yol alacağını da gösteriyor olabilir." dedi.
Gabar'daki petrolün 80 bin, 100 bin varil olarak hedeflendiğini aktaran Kurtulmuş, bunun büyük bir zenginlik vesilesi olacağını dile getirdi.
Numan Kurtulmuş, "Terörün bölgeden ayrıldığını düşünün. Sadece bir örnek proje olarak söyleyeyim. Irak'ın, güneyden gelerek Türkiye'nin içerisinden de geçecek olan Kalkınma Yolu Projesi'nin gerçekleştiğini düşünün. Bütün bölgeye büyük bir zenginlik katacak. Dolayısıyla ortak, üretimler, kültürel faaliyetler başlayacak. Üniversite eğitimleri belki ortaklaşmaya başlayacak. Yıllar evvel sınır aşan sinerji koridorları olarak 9 koridor belirlemiştik. Bu koridorlar vasıtasıyla şehirler üzerinden Türkiye'nin bölgesindeki bütün ülkelerle çok yakın bir kalkınma işbirliği süreci başlayacak. Allah'ın izniyle gayet olumlu bir merhaleye doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Allah nazardan saklasın. Allah bir takım şer odaklarının provokasyonlarına fırsat vermesin diye düşünüyorum. Cenabıallah bu ülkeye inşallah istikrar ve barış içerisinde daha nice uzun yıllar devam etmeyi nasip etsin." diye konuştu.
Artık bundan sonra Türkiye'nin önlenemeyen yükselişine şahit olunacağını belirten Kurtulmuş, Türkiye'nin her alanda yıldız gibi parlamaya başladığını ifade etti.
- "Türkiye küresel diplomasinin önemli merkezlerinden birisi haline gelmiş oldu"
Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Hatırlayabildiğim kadarıyla bu yıl 5 büyük zirveye ev sahipliği yapıyoruz. Bunlardan birisi bizim nisan ayında gerçekleştirdiğimiz Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu'ydu. 80'i meclis başkanı 800'e yakın milletvekili olmak üzere 2 bin 400 kişiyi ağırladık. Dünyanın bütün ülkeleri neredeyse buradaydı. Muazzam bir organizasyondu. Aynı hafta sonunda Antalya'da Antalya Diploması Formunu gerçekleştirdik, binlerce insan katıldı. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da NATO Meclis Başkanları Toplantısı'nı gerçekleştirdik. Şimdi Ankara'da Sayın Cumhurbaşkanımız NATO liderlerine ev sahipliği yapacak ve kasım ayında da COP31'in Antalya'daki zirvesine şahit olacağız. Sizi temin ederim ki herhangi bir Avrupa ülkesi bunlardan birisini ancak bir yıl içerisinde yapabilir. Bu Türkiye'nin hem organizasyon kabiliyetini gösteriyor hem de Türkiye'nin artık bir merkez haline dönmeye başladığını, bir çekim merkezi haline geldiğini ifade ediyor. Türkiye küresel diplomasinin önemli merkezlerinden birisi haline gelmiş oldu. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu lider diplomasisinin çok büyük bir katkısı var. Aynı şekilde Türkiye'nin hemen hemen dünyanın bütün sorunlarında ortaya koyduğu diplomasi masasının açık tutulması konusundaki kararlılığının çok büyük bir rolü var. Nihai sonuç elde etmemiş olabilir ama Dolmabahçe'de Ukrayna ve Rus tarafının bir masa etrafına gelip müzakere yapmış, hazırlık metnini imzalamış olmaları tarihi önemdedir. Onun sonucunda Rusya Ukrayna barışmadı belki ama mesela tahıl koridoru açık durdu. Çok sayıda esir takasları gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin çok büyük gücünü ve etkisini göreceğiz. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Kafkaslar'daki bu anlaşma zemini artık belli bir noktaya kadar geldi. İnşallah buraya Türkiye'nin de katılımıyla birlikte Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan burada bir merkez oluşturacak, bir güç oluşturacak. Bütün bunlarda Türkiye'nin yapıcı vizyonu büyük katkılar sağlıyor."
NATO'nun yeni bir döneme girmek mecburiyetinde olduğunu belirten Kurtulmuş, 2014'te Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakıyla birlikte özellikle Avrupa kıtasında yeni bir dönemin başladığını, Avrupa Birliği'nin buna karşı fazla ses çıkaramadığını söyledi.
Kurtulmuş, "Merkel'in bazı demeçleri dışında herhangi bir ortak tavır ortaya konulamadı. NATO hiçbir perspektif sunamadı. Dolayısıyla Avrupa kıtası Rusya karşısında özellikle güvenlik ihtiyaçları bakımından büyük bir zafiyet içerisinde oldu. Bunu biz Avrupalı mevkidaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde de çok açık görüyoruz. Gündeme onlar da getiriyor. Biz de söylediğimizde onaylıyorlar." ifadelerini kullandı.
Avrupa'nın 10-12 yıldır ciddi bir güvenlik ihtiyacının olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Üstüne üstlük Sayın Trump'ın ikinci dönem başkanlığı kazandıktan sonraki dönemde yeni bir boyut daha gelişti. Trump artık 'Avrupa'nın yükünü sırtımda taşımayacağım.' Amiyane tabiriyle söylüyorum. ‘Ne haliniz varsa görün’ demeye getirdi Avrupa'ya karşı. Bu da Avrupa-Atlantik bakışında ciddi farklılaşmaların ortaya çıktığını gösteriyor. Dolayısıyla burada yeniden NATO ittifakının geleceğine dair bağlılıklarını teyit etmek bakımından bu toplantının önemli olduğunu düşünüyoruz. Yeni bir NATO kompleksi ortaya çıkması lazım. Yeni bir anlayışın, konseptin ortaya çıkması lazım. Ayrıca şunun da herhalde tartışılması gerekiyor. Sadece savaşları önlemek silahlarla, bombalarla olsaydı şimdiye kadar çıkan savaşların hepsi bir şekilde önlenebilirdi. NATO'nun savaşı önleme kabiliyetini artırabilmek için nasıl barış kurabileceğine ilişkin de görüşlerini bir şekilde olgunlaştırması lazım. Bundan uzak bir noktada olduğunu görüyorum NATO'nun. Ama eğer NATO gerçekten sağlıklı bir şekilde devam edecekse bunun da üzerinde de çalışmaları gerekir diye düşünüyorum."
- "Türkiye adından söz ettiren, dünyada birçok ülkeyle rekabet edebilen bir ülke haline gelmiş durumda"
Bir başka önemli meselenin savunma harcamalarıyla ilgili olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Geçtiğimiz sene Brüksel'de olan NATO toplantısında en temel meselelerden birisi savunmada NATO ülkelerinin gayri safi milli hasılalarının yüzde 5'ini savunma harcamalarına ayırmasıydı. Çoğu Avrupa ülkesi için bu çok uzak bir nokta… Çoğu Avrupa ülkesinde de özellikle savunma sanayinde son yıllarda ciddi bir yatırım eksikliğinin olduğunu görüyoruz. Kendi mühimmatlarını, savunma araç ve gereçlerini üretemediklerini görüyoruz. Tam burada Türkiye öne çıkıyor. Çok ciddi bir yıldız gibi parlıyor. Meclis başkanları heyet olarak Baykar'a ziyarete gittiler. Orada çok değerli bir sunum yapıldı Selçuk Bayraktar tarafından. Hepsi gayet büyük bir memnuniyetle izlediler ve şunu gördüler. Türkiye özellikle savunma sanayindeki yeni nesil savunma sanayi ürünlerinde önemli. Türkiye adından söz ettiren, dünyada birçok ülkeyle rekabet edebilen bir ülke haline gelmiş durumda. Bütün bunların hepsinin konuşulduğu, zaman zaman Avrupa'nın yeni güvenlik arayışları konusunda tartışmaların da geçmesi muhtemel bir zirveye gidiyoruz. Bu zirvenin tam da böyle bir dönemde, NATO içindeki ihtilafların da olduğu bir dönemde Türkiye'de yapılmış olması ayrıca önemlidir. Zaten Sayın Trump'ın da durduk yerde, ‘Sayın Erdoğan beni davet etmemiş olsaydı Türkiye'ye gelmezdim’ manasında gelecek sözler söylemesi de gerçekten dünyanın Türkiye'ye ne kadar önem verdiğini gösteriyor."
Avrupa'nın özellikle Kırım'ın ilhakı arkasından Ukrayna'nın Donetsk ve Luhansk gibi bölgelerinin ilhakıyla birlikte çok açık bir güvenlik açığının görüldüğünü anlatan Kurtulmuş, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Güvenilir, istikrarlı, ikili ilişkilerimizi artırmamız lazım gibi bir fikrin Avrupa ülkelerinde artmakta olduğunu görüyoruz. İstikrarlı, güvenilir bir ülke dedikleri zaman hiç şüphesiz ilk başta akıllarından geçen ya da söyledikleri ülke Türkiye'dir. Avrupa'nın imkanları ve zaafları ortada. Avrupa-Amerika arasındaki ihtilaflar çok açık bir şekilde ortada. Burada yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu çok açık. Hiçbir ülkenin, bölgenin, kıtanın tek başına dünyayı yönetmesi mümkün değil. Çin'i, Hindistan'ı, Rusya'sı, diğer büyük dünya güçleri, farklı bir sürü güç ortaya çıkıyor. Bu güçler çok taraflı, hatta daha doğru bir tabirle çok merkezli bir dünyanın kurulmasının da artık işaretini gösteriyorlar, ortaya koyuyorlar. Bu merkezlerden birisi de Türkiye'dir. Ben buna yürekten inanarak söylüyorum. Türkiye bu merkezlerden birisi olmaya çok kuvvetli adaydır. Dolayısıyla bütün bu diplomatik gelişmeler, toplantılar, temaslar, işte Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik diplomasisi ortaya koyduğu bütün bunlar, bütün arkadaşlarımızın, bakanlarımızın, bizlerin parlamenter diplomasi alanında yaptıklarımız hepsi bir şeye hizmet ediyor. Bu güçlenen Türkiye merkezini daha da etkin hale getirme amacına hizmet ediyor ve ümit ederim iyi yolda gidiyoruz."
Türkiye'nin savunma sanayi ürünlerinin yüzde 80'ini üretebiliyor olmasının büyük bir merhale olduğunu kaydeden Kurtulmuş, "Ama yeterli değildir. Daha yüzde 20'lik bir alan var. Orada da özellikle çok stratejik ürünlerin Türkiye'de üretilmesi için her türlü destek veriliyor. Her türlü imkan seferber ediliyor. Bu dışarıdan da görülüyor. Biz şuna da üzülüyoruz. NATO bir savunma ittifakı. Böylesine önemli bir savunma ittifakında en çok terörle mücadele eden, en çok ihtiyacı olan bir ülke olarak bize bazı savunma sanayi ürünlerinde ambargo uygulanmasını hem de yakın müttefikimiz olduğunu zannettiğimiz ülkelerce ambargo uygulanmasını asla kabul etmiyoruz, edemiyoruz. Yıllarca biz bunları söyledik. Çok şükür. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki onlar bu ambargoları birer birer inşallah açacaklar." ifadelerini kullandı.
- "Meclis Başkanlığı mahkeme değildir"
CHP'de yaşanan tartışmalara ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Bütün samimiyetimle söylüyorum. CHP'nin böyle bir görüntü içerisinde olmasından asla razı değiliz. İçimiz sızlıyor. Yeri geldiği zaman Türkiye'nin kurucu partisi, en azından bütün partilerin ilki diyelim Türkiye Cumhuriyeti bakımından. Cumhuriyet Halk Partisi'nin böyle bir iç türbülansın içerisinde, iç karışıklığın içerisinde olması, zaman zaman bunların da böyle istemediğimiz boyutlarda olması, bizleri de üzüyor. Fevkalade ciddi şekilde üzüyor. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an evvel kendi iç huzursuzluğundan kurtulmasını ve Türkiye'nin şu anda meclisteki sayısal olarak ikinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye'nin esas, başka meseleler gibi, yani Terörsüz Türkiye gibi olsun, Türkiye'nin dışarıdaki temsili olsun yani milli meselelerimizde çözüm üreten, kararlılık içerisinde olan, Türkiye'de hakikaten iktidar alternatifi olan bir parti görünümüne gelmesini temenni ederim. Bunun Türkiye'ye çok büyük kazancı olacağını da düşünüyorum. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin samimi temennim bu görüntüsünden bir an evvel uzaklaşmasıdır. Daha evvel de Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisinde bu tür şeyler olmuş, işte hem mesela 1993'te o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Murat Karayalçın'la Grup Başkanı Aydın Güven Gürkan arasında farklılıklar olmuş ama bildiğim kadarıyla aynı ortamda konuşabilmişler. Meselelerini bir şekilde kendi parti içerisindeki süreçlerde halledebilmişler. Cumhuriyet Halk Partisi arkadaşlarımıza bunu tavsiye ederim."
Meclis Başkanlığının parlamento hukuku ile sorumlu olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Siyasi Partiler Yasası, Meclis İçtüzüğü, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi tüzüğü ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup yönetmeliğiyle kayıtlıdır. Cumhuriyet Halk Partisi'nde kim kimi, ne oldu, nasıl seçti, biz bunu bilmeyiz. Bize gelecek olan yazılarla biz buna karar veririz. Dolayısıyla gerek Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'ndan gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığından gelen yazıları muhatap alır ve bunu işleme koyarız. Şimdiye kadar da öyle yaptık. Ama aralarında herhangi bir konuda problem var. Bunun çözüm yeri Meclis Başkanlığı değildir. Meclis Başkanlığı mahkeme değildir. Meclis Başkanlığı Cumhuriyet Halk Partisi'nin vasisi de değildir. Yani sen onu öyle yaptın ama yanlış yaptın, sen de onu yanlış yaptın, hadi böylesi doğrusu diyecek konumda değiliz. Bütün partilere karşı eşit mesafedeyiz. Her parti kendi iç hukukuyla Mecliste var olur ve Meclis grubunu yönetir. Partinin kendi grubunun nasıl yönetileceği meselesi ise partinin kendisini nasıl yönetilecek? Tabi ki partinin genel başkanının ve ilgili kurullarının görevleri. Dolayısıyla parlamento hukuku bakımından hiç taviz vermeden birebir parlamento hukuku bize hangi alanlarda hareket etmemizi söylüyorsa o şekilde hareket ediyoruz. Ümit ederim ki bu ihtilaflar da kendi içlerinde bir an evvel biter."
"Bu tartışmalar Meclis'in saygınlığına da bir zarar veriyor mu?" sorusu üzerine Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Hiç şüphesiz. Siyasi rekabet başka bir şey, siyasi rekabeti güç kullanarak çözmeye çalışmak başka bir şeydir. Şimdi o gün belki bazı arkadaşlar yadırgadılar ama sonuna kadar izledim. Meclis'in dışında her iki tarafın taraftarları bir araya geldiler, birbirlerine şişe attılar, terlik, sopa atanlar oldu. Yani siyaset bu değil. Eğer o görüntü Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup toplantısına yansımış olsaydı Allah muhafaza, etmemek için içeriye giriş yasağı koyduk ve çok da isabetli bir karar oldu. Onunla birlikte en azından tartışmalar o gün itibarıyla sona erdirilmiş oldu. Nihayetinde parti içi ihtilaf dediğimiz şey bir savaş değil. Birisi bir başkasını yok etmek üzerine orada var olmuyor. Ben partiyi daha iyi yönetirim, sen daha iyi yönetirsin tartışmasıdır. Kendi parti hukuklarının gereğini yerine getirmelerini tavsiye ederim, tavsiye edebilirim. Başka daha ileri bir şey söyleyemem."
- "Allah'a çok şükür pabuç bırakmadık"
FETÖ'nün darbe girişimine değinen Kurtulmuş, şöyle konuştu:
"Türkiye'de darbeler silsilesinin son halkası. İnşallah bundan sonra bir daha Türkiye'de darbe olmayacaktır. Türkiye, Osmanlı'nın son döneminden başlayıp, Cumhuriyet'in çok partili döneminde de devam eden bu darbeler geleneğini ümit ediyorum ki 15 Temmuz ile birlikte tarihe gömmüştür. 15 Temmuz'da bir şey ortaya çıktı, darbeci bir güruha karşı bu millet canını ortaya koyarak devletin, milletin, ülkenin, vatanın yanında yer aldı. Bu tarihi bir dönüm noktasıdır. Darbe yapmaya kalkacak içerideki bir takım maşa olarak kullanılan grupların yanında, bunları maşa olarak kullanan dış güçlere de bir şekilde ders vermiştir. Türkiye çok açık söyleyelim ki 1960 darbesinde yapamadığını, 12 Eylül darbesinde yapamadığını, 15 Temmuz darbe teşebbüsünde yapmış ve darbeyi önlemiştir. Bu milletimizin cesaretidir, ferasetidir." diye konuştu.
Kurtulmuş, o gecenin iki büyük dönüm noktası olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bunlardan birisi uçaklar kalkıp Meclis'i bombalamaya doğru yöneldiğinde Meclis'in acilen toplantıya çağrılarak bütün partilerden milletvekilleri darbeye karşı direndiler. Biz yabancı misafirler geldiğinde o bombalanan yeri gösteriyoruz ve bunu anlatıyoruz. Eğer Meclis o saatte açılmasaydı, 'Direniyoruz, milli iradesi buradadır ve bu darbeyi püskürteceğiz' iradesi ortaya konulmasaydı başka bir sonuç ortaya çıkabilirdi. İkinci kırılma noktası ise Sayın Cumhurbaşkanımızın en zor saatlerde Sayın Hande Fırat'a bağlanarak, 'Milletimizi sokaklara, meydanlara, havaalanlarına davet ediyorum. Ölümüne bu darbeyi önleyeceğiz.' diyerek davet etmesidir. Böylece bu iki önemli gelişme darbecilerin psikolojisini yerle bir etti. Allah'a çok şükür pabuç bırakmadık. Mutlaka uyanık olmak mecburiyetimiz vardır. Türkiye'de maalesef kolayından milletin vermediği iktidarı almak isteyen birtakım gruplar hep var olmuştur. Şimdi artık kolay kolay niyetlenemezler o ayrı bir şey ama uyanık olmakta fayda vardır. Sağda solda pusuya yatmış olan, FETÖ'den arta kalan birtakım kriptoların olma ihtimali vardır. Bu arada da devletimiz büyük bir ferasette. İlgili arkadaşlar, ilgili birimler üzerine düşeni yerine getiriyorlar. Hiç fırsat vermeden, hiç rehavete kapılmadan bu tür gruplara karşı da tedbirlerimizi almamız lazım."
Bugün tarihi bir gün geçirdiklerini dile getiren Kurtulmuş, huzurlu bir ortamda bu yayının gerçekleştirildiğini ifade etti.
Kurtulmuş, TRT'ye Türkiye'nin sorumlu kamu yayıncılığı anlayışıyla bu yayını yaptığı için teşekkür ettiğini belirtti.