Teknolojinin hayatımızın her alanını kuşattığı, her şeyin hızla tükendiği 2026 yılından dönüp geriye baktığımızda, ruhumuzu iyileştiren bazı değerlerin yerinin asla dolmadığını çok daha iyi anlıyoruz. Takvimler 3 Temmuz 2000’i gösterdiğinde Türk sineması en büyük neşesini, en samimi gülüşünü uğurlamıştı. Aradan tam 26 yıl geçti... Dile kolay, çeyrek asrı deviren bir özlem bu. Ancak yıllar ne kadar hızlı akıp giderse gitsin, ona olan sevgimiz ve bağımız ilk günkü gibi taze.
Bizler, 90’lı yılların o son şanslı kuşağıyız. Mahalle kültürünün, komşuluğun, karşılıksız sevginin ve saygının ne demek olduğunu yaşayarak öğrenen bir nesiliz. Ve bizim çocukluğumuzun başrolünde hep o vardı. Pek çoğumuzun evinde durum aynıydı; tıpkı benim rahmetli babam gibi, büyüklerimiz onun filmleriyle günün yorgunluğunu atar, onunla güler, onunla hayata tutunurdu. Bir filmi biter, diğerine geçerdi de aynı hayranlıkla, hiç sıkılmadan izlerlerdi. Bizler de onlardan devraldık bu mirası. Hemen her gün ekran karşısına geçer, repliklerini ezberleyene kadar büyük bir zevkle izlerdik o güzel filmleri.
Kemal Sunal filmleri sadece birer komedi yapımı değildi; içinde saf sevgiyi, sarsılmaz bir saygıyı, mahalle dayanışmasını ve en önemlisi katıksız bir neşeyi barındıran birer hayat dersiydi.
Bugün dünya dijitalleşti, yapay zekalar, devasa bütçeli teknolojiler sinemayı ele geçirdi. Ama ne o teknolojiler ne de bugünün sanatçıları Kemal Sunal’ın yarattığı o sıcaklığı geçebildi. Çünkü onun oyunculuğunda menfaat yoktu, çıkar yoktu, yapmacıklık hiç yoktu. O, perdenin arkasından bize bakan özbeöz "halkın çocuğuydu". İstekli, azimli ve samimi duruşuyla, sinemamızı ve kalplerimizi fethetti.
Yeşilçam’ın o altın sayfalarında, Hababam Sınıfı’nın sıralarında filizlenen İnek Şaban karakteriyle; Şaban oğlu Şaban’la ve daha nice ölümsüz eseriyle yediden yetmişe, gencinden yaşlısına herkesi aynı anda güldürebilen dünyadaki tek tük sanatçılardan biriydi o. Sadece bizi güldürmedi; ardından gelen pek çok sanatçıya da duruşuyla, gülüşüyle, karakteriyle sessiz bir okul oldu, ders verdi.
Bugün bizlere düşen en büyük görev, elimizden geldiğince onun bizlere aktardığı o temiz neşeyi, o asil karakteri nesilden nesile aktarmaktır. Evlerimizde onun filmleri dönmeye, o sıcak gülüşü odalarımızı çınlatmaya devam ettiği sürece seni unutmak asla mümkün olmayacak.
Sen rahat uyu güzel insan, kalbimizdeki yerin her zaman baki.
Mekanın cennet olsun, Kemal Abi…