Av. Serdar Tosun

Av. Serdar Tosun

Herkesin Barosu

Sandık, baroyu kimin yöneteceğini belirledi. Baronun neyi koruyacağını ise Anayasa, Avukatlık Kanunu ve hukukun evrensel ilkeleri çoktan belirlemiştir.

Türkiye genelinde baroların seçime gittiği bu dönemde Şırnak Barosu da 11 Ekim’de yeni yönetimini belirledi. Baro başkanlığına seçilen Av. Metin TATAR’ı ve kurullarda görev alacak bütün meslektaşlarımı tebrik ediyorum. Av. Abdullah FINDIK’a ve ekibine de baromuza verdikleri emek ve demokratik yarışa kattıkları değer için içtenlikle teşekkür ediyorum.

Anayasa’nın 135. Maddesi, baroları da kapsayan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını, organları kendi üyeleri tarafından yargı gözetimi altında ve gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileri olarak tanımlar. 11 Ekim’de sandığa giden her meslektaşımız bu anayasal ilkeye hayat verdi. Baronun meşruiyeti üyelerinin iradesinden doğar; o irade bir kez daha sandıkta ifadesini buldu.

Bu yazıda yeni yönetimimizden beklentilerimi kişilere değil ilkelere bakarak ve bir meslektaşın iyi niyetiyle paylaşmak istiyorum.

Sandıktan sonra demokrasi

Seçim, demokrasinin en görünür anıdır; demokrasinin kendisi ise sandık kapandıktan sonra başlar. Hans Kelsen, Demokrasinin Özü ve Değeri’nde çoğunluk yönetimini diğer bütün yönetim biçimlerinden ayıran şeyin, karşısındaki azınlığı yalnızca kavramsal olarak varsayması değil, onu siyasal olarak tanıması ve temel hak ve özgürlüklerle koruması olduğunu anlatır. Ona göre çoğunluk ile azınlık arasındaki ilişki bir tahakküm değil, sürekli bir müzakere ve uzlaşma ilişkisidir.

Bir baro için bu düşüncenin karşılığı açıktır. Seçilen başkan, kendisine oy vermeyenlerin de başkanıdır. Bu bir nezaket cümlesi değil, demokratik meşruiyetin gereğidir. Komisyonların her meslektaşa açık olması, başvuruların cevapsız kalmaması ve önemli kararlardan önce üyelerin görüşünün alınması bu ilkenin gündelik karşılığıdır. Baro yönetimi, her meslektaşına eşit mesafede durabildiği ölçüde güçlüdür.

Kurumlar hafızalarıyla yaşar. Önceki dönemlerden devralınan birikimi ve iyi işleyen uygulamaları sürdürmek, yeni bir dönemin zayıflığı değil, kurumsal olgunluğunun işaretidir.

Hukukun üstünlüğü ve baronun sesi

Anayasa’nın 2. Maddesi Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar. Avukatlık Kanunu’nun 76. Maddesi baroları, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak amacıyla çalışan meslek kuruluşları olarak tarif eder. 95. Maddenin 21. Bendi ise baro yönetim kuruluna bir adım öteye giden bir görev verir: bu kavramlara işlerlik kazandırmak. Kanun koyucunun seçtiği kelime anlamlıdır. Hukukun üstünlüğü, metinde yazılı olduğu için değil, hayatta işlediği ölçüde vardır.

Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine’de özgürlüğün ancak iktidarın iktidarı durdurduğu bir düzende korunabileceğini anlatır. Yargılamanın içinde bu dengenin adı bağımsız savunmadır. Avukatlık Kanunu’nun 1. Maddesi avukatlığı bir kamu hizmeti olarak tanımlar ve avukatın, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiğini söyler. Savunmanın sesi kısıldığında yargılama tek sesli hâle gelir; tek sesli bir yargılama ise adil olamaz.

Baronun sesi bu yüzden değerlidir. O ses siyasetin değil hukukun diliyle konuşmalı, kişilere değil ilkelere bağlı kalmalıdır. Bir baro, hak ihlali kimden gelirse gelsin aynı ilkeyle konuşabildiği ölçüde güvenilirdir.

Kâğıttaki hak, sahadaki hak

1933’te Nazi Almanyası’ndan ayrılmak zorunda kalan Ernst E. Hirsch, otuz bir yaşında İstanbul Üniversitesi’nde ticaret hukuku profesörü oldu. 1943’te Türk vatandaşlığına geçti, 1952’ye kadar Ankara Hukuk Fakültesi’nde ders verdi ve Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasına büyük emeği geçti. Ankara’da okuttuğu hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi derslerinde dikkat çektiği temel sorun, “olan” hukuk ile “olması gereken” hukuk arasındaki kopukluktu. Kanun metninde yazan hukuk ile toplumsal hayatta gerçekten işleyen hukuk her zaman aynı değildir.

Bu kopukluğu en iyi biz avukatlar biliriz. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. Maddesi müdafie dosyayı inceleme yetkisi tanır. 154. Madde, şüpheli ve sanığın müdafiiyle her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebileceğini söyler. Anayasa’nın 36. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi adil yargılanma hakkını güvence altına alır. Kâğıt üzerinde her şey yerli yerindedir.

Hak ise kâğıttan sahaya indiği anda sınanır. Dosyaya erişimin geciktirildiği, müvekkille görüşmenin zorlaştığı, avukatın kapıda bekletildiği anlarda “olması gereken” ile “olan” arasındaki mesafe, bir meslektaşın gündelik gerçeğine dönüşür. Baronun görevi bu mesafeyi kapatmaktır.

Çözüm anında meslektaşın yanında

Birleşmiş Milletler’in 7 Eylül 1990’da Havana’da kabul ettiği Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler bu konuda açık bir ölçü koyar. 16. İlke, avukatların mesleki görevlerini yıldırma, engelleme, taciz ya da uygunsuz müdahale olmaksızın yerine getirebilmesinin güvence altına alınmasını ister. 17. İlke, görevi nedeniyle güvenliği tehdit edilen avukatın yetkililerce korunmasını öngörür. 24. İlke ise avukatların çıkarlarını temsil eden özerk meslek örgütlerinin yönetimlerinin üyelerince seçileceğini ve dış müdahale olmaksızın çalışacağını hükme bağlar.

Bu ilkelerin bir baro için anlamı somuttur. Bir meslektaşımız hukuka aykırı bir engelle karşılaştığında, şiddete ya da tehdide uğradığında baroya o anda ulaşabilmelidir. Ulaşılabilir sorumlular, açık bir başvuru yolu ve olayı ilk saatinden sonuna kadar izleyen bir düzen, dayanışmanın kurumsal biçimidir. Basın açıklaması gerekebilir; asıl dayanışma ise tutanağın, delilin ve başvurunun sonuna kadar takip edilmesidir. Adliye, kolluk ve cezaevi idareleriyle düzenli ve kararlı bir iletişim de pek çok sorunun dosyaya dönüşmeden çözülmesini sağlar.

Rudolf von Jhering, Hak İçin Mücadele’ye (Der Kampf ums Recht, 1872) hukukun amacının barış, ona ulaşmanın aracının ise mücadele olduğunu söyleyerek başlar. Jhering’e göre hak için mücadele, hak sahibinin kendine karşı olduğu kadar topluma karşı da bir ödevidir; çünkü hukukun gerçek bir hakikate dönüşmesi buna bağlıdır. Bir avukatın hakkı çiğnendiğinde mesele o meslektaşla sınırlı kalmaz; savunma hakkının ve hak arayan vatandaşın meselesine dönüşür. Baronun yeri, tam da o anda meslektaşının yanıdır.

Mesleğin ortak ihtiyaçları

Anayasa’nın 135. Maddesi, meslek kuruluşlarının varlık nedenleri arasında meslek mensuplarının müşterek ihtiyaçlarını karşılamayı ve mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmayı sayar. Baronun gündelik işi, bu anayasal amacın kendisidir.

CMK ve adli yardım ücretlerinin zamanında ve hakkaniyetli ödenmesinin yakından izlenmesi ve meslektaşların bu süreçlerde düzenli bilgilendirilmesi, bu amacın ilk karşılığıdır. Asgari ücret tarifesinin altında iş alınarak yapılan haksız rekabet hem emeği hem de mesleğin saygınlığını aşındırır. Herkese aynı kuralın aynı usulle uygulanması, meslektaşlar arasındaki güvenin teminatıdır.

BM Temel İlkeleri de meslek örgütlerinin görevleri arasında sürekli eğitimi sayar. Mesleğin geleceği, bugün staj yapan ve mesleğe yeni başlayan meslektaşlarımızdır. Dilekçe yazımından duruşmaya hazırlığa, meslek etiğinden büro yönetimine uzanan uygulamalı bir staj eğitimi ve deneyimli meslektaşların gönüllü rehberliği, yarının barosuna yapılan en sağlam yatırımdır.

Bize düşen

Beklenti tek yönlü olmamalıdır. Baro, yönetim kurulundan ibaret değildir; üyeleriyle birlikte bir bütündür. Komisyonlarda görev almak, sorunları somut bilgilerle aktarmak ve çözüm için emek vermek bizim de sorumluluğumuzdur. Ben de bu yolda elimden gelen katkıyı sunmaya hazırım.

Yeni yönetimimize başarılar diliyorum. Sandık, baroyu kimin yöneteceğini belirledi. Neyi koruyacağımız ise değişmedi: savunmanın bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve hak arayan insanın onuru. Seçim bir gün sürdü. Hak için mücadele her gün sürer.

Av. Serdar Tosun

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Av. Serdar Tosun Arşivi