Doç. Dr. İrfan Yıldırım (Sosyolog)
Bir İnsanın İtibarı Nasıl Hedef Alınır?
Bir akademisyenin en büyük sermayesi makamı değildir.
Unvanı da değildir.
Yıllar içinde emek vererek oluşturduğu itibarıdır.
Çünkü akademik hayat yalnızca bilgi üretme süreci değildir; aynı zamanda güven üretme sürecidir. Bir bilim insanı yaptığı çalışmalar kadar toplum nezdinde oluşturduğu güvenilirlikle var olur. Bu nedenle günümüzde en etkili mücadelelerden biri artık makamlar üzerinden değil, insanların itibarı üzerinden yürütülmektedir.
Peki bir insanın itibarı nasıl hedef alınır?
Aslında yöntem oldukça basit ve tanıdıktır.
Önce doğruluğu olmayan bir iddia ortaya atılır.
Ardından aynı iddia farklı mecralarda sürekli tekrar edilir.
Sonra aynı cümleler yeni başlıklarla yeniden dolaşıma sokulur.
Bir süre sonra insanlar iddianın doğruluğunu değil, ne kadar çok tekrar edildiğini hatırlamaya başlar.
Çünkü bir bilgi doğru olduğu için değil, çok tekrar edildiği için doğru sanılabilir.
Hakikatin en büyük gücü delildir.
Algının en büyük gücü ise tekrardır.
Son günlerde Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış hakkında dolaşıma sokulan bazı söylemler de tam olarak böyle bir tabloyu düşündürüyor.
Burada mesele bir rektörün başarılı ya da başarısız olması değildir.
Yönetim anlayışı eleştirilebilir.
Kararları tartışılabilir.
Atamaları beğenilmeyebilir.
Bunların tamamı demokratik toplumun doğal parçalarıdır.
Ancak eleştiri ile itibarsızlaştırma aynı şey değildir.
Bir kişiye, akıl, izan ve muhakeme sahibi herhangi bir insanın söylemeyeceği kadar absürt ifadeleri isnat etmek artık eleştiri olmaktan çıkar; yıpratma ve itibarsızlaştırma çabasına dönüşür.
Çünkü hedef alınan yalnızca bir kişi değildir.
Yıllar içinde oluşturduğu güven, mesleki saygınlık ve toplumsal itibardır.
Üstelik söz konusu ifadelerin kendisine ait olmadığı defalarca açıklanmış...
Tekzipler yayımlanmış...
Kamuoyuna açık yalanlamalar yapılmış...
"Böyle bir söz söylemedim." denilmiş...
Buna rağmen aynı içerikler yeniden servis edilmiş, aynı iddialar tekrar tekrar manşetlere taşınmıştır.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekir:
Gazeteciliğin en temel ilkelerinden biri doğrulama değil midir?
Bir haber yayımlanmadan önce kaynağı araştırılmaz mı?
Muhatabının görüşü alınmaz mı?
İddianın doğruluğu teyit edilmez mi?
Çünkü teyit edilmemiş bilgi haber değildir.
İddiadır. Hatta aslı astarı olmayan iddiadır.
Bir iddia onlarca kez yayımlanmış olsa bile, doğrulanmadığı sürece gerçeklik kazanmaz.
Sadece daha fazla kişiye ulaşır.
Ve tam da bu noktada algı, hakikatin önüne geçmeye başlar.
Üstelik kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan bazı algılarla fiilî durumun örtüşmediğini bilenler de vardır. Yakın çevresinde ve ailesinde bugün dahi iş sahibi olmayan birçok kişinin bulunduğu bilinirken, hiçbir somut bilgi ya da belge ortaya konulmadan "yakınlarını kayırdığı" yönündeki ithamların yıllardır dolaşıma sokulması ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Burada gerçekten hakikat mi aranıyor, yoksa bir kişiyi gözden düşürmeye ve kurumsal itibarını yıpratmaya yönelik bir algı mı üretiliyor?
Dikkat çekici olan yalnızca haberlerin içeriği de değildir.
Zamanlamasıdır.
Şırnak'ta üniversiteyi yakından takip edenlerin bildiği bir gerçek vardır.
Rektörlük atama süreçleri yaklaştığında benzer haberlerin yeniden gündeme gelmesi artık neredeyse rutin hâline gelmiştir.
Üstelik bu ilk kez yaşanmamaktadır.
Geçmişte görev yapan önceki iki rektör hakkında da benzer iddialar ve benzer haberler dolaşıma sokulmuştur.
Kişiler değişmiştir.
Rektörler değişmiştir.
Ama yöntem büyük ölçüde aynı kalmıştır.
Elbette somut delil olmadan herhangi bir kişi ya da gruba niyet yüklemek doğru değildir. Lakin hangi çevrelerden ve kimlerden geldiği üniversitede bulunanlar tarafından az çok bilinmektedir.
Ancak aynı içeriklerin benzer dönemlerde tekrar tekrar ortaya çıkması da sosyolojik açıdan dikkat çekici bir örüntüdür.
Çünkü toplumsal hayatta bazı tekrarlar tesadüf olmaktan çıkar; zamanla bir davranış biçimine dönüşür.
Belki de bugün konuşmamız gereken asıl mesele tam da budur.
Bir rektörü desteklemek ya da eleştirmek değildir.
Asıl mesele, doğrulanmamış bilgilerin tekrar edilerek kamuoyunda kanaat üretmesidir.
Çünkü kanaat, delilin önüne geçtiğinde hakikat sessizleşmeye başlar.
Toplumlar o noktadan sonra gerçeği değil, tekrar edilen cümleleri konuşur.
İşte "çamur at, izi kalsın" anlayışı da tam burada devreye girer.
Oysa demokratik toplumların ihtiyacı daha fazla söylenti değil, daha fazla doğrulanmış bilgidir.
Bu yüzden bugün kendimize şu iki soruyu sormak zorundayız:
"Bu sözler gerçekten söylendi mi?"
"Ve daha da önemlisi, bu sözler akıl ve izan sahibi bir insanın söyleyebileceği sözler mi?"
Bu sorulara sağlam cevap veremiyorsak elimizde haber değil, yalnızca dolaşıma sokulmuş bir iddia vardır. Zira böylesi bir iftirayı atmak o kadar kolay ki…
Esasen bir toplumun gerçek gücü, çok konuşulan iddialarında değil; doğrulanmış bilgiye ve hakikate gösterdiği sadakattedir.
Müdür Bey Kültürü ve Şırnak
26 Haziran 2026 Cuma 00:03Okuyanı Değersizleştiren Bir Topluma Doğru…
14 Haziran 2026 Pazar 00:02Rahmi Koç'un Anlattığı Kürt Kadını Fıkrası Üzerine
07 Haziran 2026 Pazar 00:06Bir Anda Zenginleşme Hayali ve Sessiz Çöküşler
26 Mayıs 2026 Salı 00:11Şırnak’ta Yoksulluk Bir Kader mi?
14 Mayıs 2026 Perşembe 00:03Şırnak’ta Genç Nüfus Var… Peki Gelecek Nerede?
05 Mayıs 2026 Salı 00:02Habur: Geçiş Noktası mı, Bekleyiş Alanı mı?
28 Nisan 2026 Salı 00:05Algının Gölgesinde Kalan Şehir: Şırnak
24 Nisan 2026 Cuma 00:04Şırnak’ta Tıp Fakültesi: Bir Eksiklikten Fazlası
17 Nisan 2026 Cuma 13:56
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.