• BIST 3.281,61
  • Altın 972.911
  • Dolar 18.409
  • Euro 17.8365
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 6 °C
  • Şırnak 16 °C

Nerem doğru ki demiş!

Ceyhan ERENER-GÜNDEM

 

Müslüman iş adamları bir gün toplanıp Çin’e giderler. Orada bir anlaşma yaparlar ve Çin Malı olan bazı ürünlere farklı etiketlerin yapıştırılmasını isterler. Yani özetle sahte malları orijinal gibi göstermeye çalışırlar.

Görüşme bittikten sonra yemek faslına geçerler, ancak burada bizimkilerin çabası Çinlilerin dikkatini çeker: aman bu yemekte domuz eti var mı, aman şunda domuz yağı var mı, aman dikkat edin bizim dinimizde haramdır diye feveran ederler. Derken Çinlinin biri hayret eder ve sorar.

Sizin dininizde sahte mal üretmek Helal mi?

İşte kıymetli dostlarım bizim hikayemiz de tam olarak böyle başlıyor.

Haksız mıyım, tam da böyle değil miyiz? İnanıyoruz, görüyoruz, farkındayız ancak söz konusu uygulamaya gelince maalesef zevk ve tercihlerimizin kurbanı oluyoruz.

Ne demiş Sabahattin Ali: “İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...”

Aslında Sabahattin Ali çok güzel söylemiş ancak bilgisizlik konusunda kendisine katılmadığımı söylemek istiyorum çünkü biz millet olarak bilgisiz değil fazla bilgiliyiz en büyük sorunumuz da bu bence:

Şöyle dönüp bakıyorum da konu siyasetten açılınca herkes siyasetçi oluveriyor, konu sağlık olunca en yetkin doktorlara taş çıkaracak kadar konuşabiliyoruz, hele dinden konu açılınca aman Allah’ım hepimiz bir sahabe, işte biz burada büyük bir yanılgıya düşüyoruz. Çünkü herkes her konuda bilgi sahibi olamaz olmamalı da. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim ne diyor bu konuda:

Nisa suresinin 58. Ayeti her işi ehline bırakmamız gerektiğini söylüyor. Bırakalım herkes işini yapsın herkes ilgi alanına odaklansın. Faizin, zinanın, içkinin fetvasını biz vermeyelim bir zahmet, biz verince yukarıdaki hikâyeye dönüyor ve her alanda küçük düşüyoruz. Küçük düşmemiz mesele değil anlattıklarımız kutsalımızı yozlaştırıyor.

Bırakalım şehrimizin düzenini mimarlar yapsın, bırakalım gençlerimizin eğitimini öğretmenler versin, adaleti hakimler dağıtsın, sevgiyi anneler…

Kıymetli okurlarım toplum canlı bir organizmaya benzetilmektedir. Yani toplumu bir birey olarak düşünürsek, dişimiz ağrıdığında tüm vücut sızlar, başımız ağrırken bedenimiz mutlu olamaz, kolumuz kırıkken diğer uzuvlar hiçbir şey olmamış gibi davranamaz. Tüm bu çerçeveden baktığımızda toplumumuzda birtakım problemler var ve toplum bunlara duyarsız kalamaz, kalmamalı. Kaldığımızda tüm toplum doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenir bu durumdan. Bu sebeple toplumumuzun huzuru, geleceği, gelişimi ve başarısı için el birliğiyle çalışalım, çabalayalım.

Fidanlar dikelim meyve versin.

Öğretmenler, doktorlar, mimarlar yetiştirelim, anlamsız binalarımızın içi güzelleşsin.

Güzel çocuklar yetiştirelim, topluma duyarlı olsun.

Komşularımızın kapılarını çalalım, biz “komşusu açken tok yatan mümin değildir” diyen Peygamberimizin (s.a.v) ümmetiyiz.

Çevremizi temiz tutalım, yoldan geçenlere selam verelim, ihtiyaç sahiplerine kapılarımızı açalım.

Gençlerimize fırsatlar tanıyalım, onları okumaya teşvik edelim, onlara çalışma imkanları, çalışma alanları sunalım, onları dışlamayalım, kırmayalım, incitmeyelim.

Eksiğimiz çok, hatamız çok ancak inancımız ve gücümüz de çok.

O zaman hikâye ile başladık güzel bir hikâye ile sonlandıralım yazımızı.

Adamın biri etrafındakilere 'kurban' meselesini şöyle anlatıyormuş: Hazreti Musa Allah'a dua etmiş. 'Ya Rabbi, bana bir kız evlat bahşet onu sana kurban edeceğim.' Bir zaman sonra Hazreti Musa'nın bir kızı olmuş, adını Ayşe koymuş. Çocuğun kurban edileceği zaman gelince Hazreti Musa bıçağı yavrucağın boynuna dayamış. Tam kesecekken Azrail gökten elinde bir keçiyle gelmiş…

Hikâyenin tam bu noktasında dinleyenlerden biri dayanamamış ve şöyle demiş: “Ben bunun neresini düzelteyim be adam”

Hazreti Musa değil Hazreti İbrahim,

Kız değil erkek,

Ayşe değil İsmail,

Azrail değil Cebrail,

Keçi değil koç.

Hakikaten böyle değil miyiz, ama hatalarımızın farkına varmak, düzeltmek yolunda atacağımız en büyük adımdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2020 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0486 216 5768 0544 518 6664