Algının Gölgesinde Kalan Şehir: Şırnak
Bir şehri hiç gitmeden, görmeden tanımak mümkün mü?
Daha doğrusu şöyle soralım:
Bir şehir hakkında bildiklerimiz gerçekten o şehre mi aittir,
yoksa bize anlatılanlara mı?
Şırnak denildiğinde Türkiye’nin birçok yerinde benzer bir tablo oluşur zihinde.
Güvenlik olayları.
Zor coğrafya.
Kaçakçılık.
Aşiret yapısı.
Gelişmemişlik…
Bu başlıklar, yıllardır bu şehrin önüne konulan bir çerçeve gibi.
Bu algının da bir geçmişi var.
Cumhuriyet tarihi boyunca, özellikle toplumsal sorunları yönetmek ve güvenliği tesis etmek adına bu bölgede yoğun politikalar yürütüldü.
Son yaklaşık 50 yılda yaşanan güvenlik olayları ise Şırnak’ı medyada çoğu zaman “sorunlu bir yer” ya da “sorunun kaynağı” olarak konumlandırdı.
Bazen de çarpıtma haberlerle üniversite üzerinden yıpratıldı.
Bir de coğrafya var.
Şırnak, ülkenin en uç noktalarından biri.
Bu durum onu uzun yıllar boyunca bir “zorunlu görev yeri” haline getirdi.
Yani birçok insan için Şırnak:
isteyerek gidilen değil,
gitmek zorunda kalınan bir yer oldu.
Peki bu neyi doğurdu?
Algıyı.
Çünkü Şırnak dışındaki milyonlarca insan,
bu şehri doğrudan deneyimlemeden tanıdı.
Nasıl?
Basın yoluyla.
Televizyon haberleriyle.
Dijital içeriklerle.
Ve o içeriklerde ne vardı?
Çoğu zaman sadece olumsuzluklar.
Çünkü medya, doğası gereği olağanı değil,
olağan dışını anlatır.
Sakin bir gün haber olmaz.
Ama bir olay varsa, o görünür olur.
İşte bu yüzden Şırnak,
yıllarca “yaşanan” bir şehir olmaktan çok,
“anlatılan” bir şehir oldu.
Ama anlatılmayan bir taraf hep vardı.
Şırnak’a gerçekten gelenler…
Orada yaşayanlar…
Hayatın içine karışanlar…
Onların anlattığı hikâye çok farklı.
Zorunlu görevle gelen birinin ilk duygusu çoğu zaman bellidir:
Endişe.
Mesafe.
Önyargı.
Ama zaman geçtikçe başka bir şey olur.
Tanışma başlar.
İlişki kurulur.
Ve en önemlisi, algı kırılır.
Ve çoğu zaman şu cümle duyulur:
“Biz burayı böyle bilmiyorduk.”
Çünkü Şırnak’ta insanlar sadece yaşatmaz.
Ağırlar.
Misafirperverlik burada bir davranış değil,
bir karakterdir.
Tabir yerindeyse,
Şırnak’a gelirken tedirgin olan insanlar,
dönerken duygulanır.
Ağlayarak gelenler,
yine ağlayarak gider.
Ama bu kez sebep korku değil.
Bağdır.
Çünkü bu şehirde insanlar sadece görev yapmaz.
Dostluk görür.
İnsan tanır.
Gönül bırakır.
Peki neden bu hikâyeler bilinmez?
Çünkü bunlar manşet olmaz.
Birinin misafir edilmesi,
bir sofranın paylaşılması,
bir yabancının dost edilmesi…
Bunlar haber değeri taşımaz.
Ama bir olumsuzluk varsa,
o hızla yayılır.
Ve böylece algı, gerçeğin önüne geçer.
Şırnak bugün hâlâ bu algıyla anılıyor.
Ama belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bu şehir gerçekten anlatıldığı gibi mi?
Yoksa henüz anlaşılmamış bir şehir mi?
Çünkü Şırnak sadece geçmişiyle değil,
bugünüyle de değerlendirilmek zorunda.
Evet, bu şehir uzun yıllar güvenlik başlığıyla anıldı.
Evet, coğrafi şartları kolay değil.
Evet, eğitim, ekonomi ve sağlık alanlarında eksikleri var.
Ama bu,
bu şehrin tamamı değil.
Şırnak aynı zamanda:
Gençtir.
Canlıdır.
Dayanışmacıdır.
Ve en önemlisi,
anlaşıldıkça değişen bir şehirdir.
Belki de mesele şu:
Şırnak kendini anlatamıyor değil,
yeterince dinlenmiyor.
Çünkü bazı şehirler gelişmek ister.
Bazıları büyümek ister.
Ama bazı şehirler vardır ki,
önce anlaşılmak ister.
Şırnak tam da böyle bir şehir.
Ve belki de en büyük mesafe,
kilometrelerle değil,
zihinlerdeki mesafeyle ölçülüyor.
Şırnak uzak değil. Sadece yanlış anlatılmış bir şehir.
Kaynak:Şırnak Haber 73

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.