Ceyhan ERENER-GÜNDEM

Ceyhan ERENER-GÜNDEM

Sen Nasıl Bir Rektörsün!

Bunca yıl oku, dirsek çürüt, kütüphane köşelerinde sabahla. Yüksek lisans yap, doktora tezini yaz, doçentliğini al, profesörlüğünü al, en sonunda rektör ol. Sonra kendini bilmez klavye delikanlısının biri, karanlık bir odadan sahte bir hesap açıp sana iftira atsın ve bunun üzerine haddini bilmez biri çıksın sana desin ki: “Rektör olursun ama adam olamazsın!”

Sahi, sen nasıl bir rektörsün ki onca emekten sonra bu hakaretleri duydun?

Mevlana’nın o meşhur sözü sanki tam da bugünler için söylenmiş:

“Önce söylenene bakarım laf mı diye, sonra söyleyene bakarım adam mı diye...” Kimse kusura bakmasın böyle bir durumda ne söylenenlere laf deriz ne de iftiranın ardını araştırmadan konuşanlara “ADAM”.

Bu akıl tutulmasını meşhur bir fıkra çok iyi özetler:

Papaz efendi kilisesine giderken biri yolunu keser ve sorar: “Hazreti İsa’nın sopasıyla ortadan ikiye ayırdığı derenin adı neydi?” Papaz cevap verir: “Bu sorunun neresini düzelteyim; İsa değil Musa, sopa değil asa, dere değil Kızıldeniz!”

Şırnak Üniversitesi Rektörü’ne uzun zamandır yaşatılan linç kampanyası tam olarak budur. İnsanın “Yahu bunun neresini düzelteyim!” diye isyan edesi geliyor. Yazıyı yazan rektör değil trol, iftirayı savunan ahlaklı değil ahlaksız, hakareti eden cahil, haksızlığa uğrayan ilim insanı!

Asıl trajedi, anonim hesapların kurguladığı bu ucuz kumpasın peşine takılan popüler isimlerdir. Siyasi ve medyatik figürler, gerçeği teyit etme gereği dahi duymadan bu yalan rüzgârına kapılmayı tercih ettiler.

Halbuki danışmanına, “Bağlayın şu rektörü bana” dese hemen gerçek bilgiyi öğrenecek.

Burada ilahi bir uyarıyı hatırlatmak farz oldu: “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.” (Hucurat 6). Görülüyor ki, bir fasığın dijital mecralarda kurduğu kumpasa takılanlar, bu kadim uyarıyı kulak ardı etmişler.

Hele bazıları var ki geçmişlerinden haya etmeden çıkıp adalet bekçiliğine soyunuyorlar. Arama motorlarına “küfür” yazıldığında ilk sırada çıkmalarını geçtim; televizyon stüdyolarında gazeteci darp ettikleri o karanlık sicillerini unutup bugün ahlak ve liyakat dersi veriyorlar.

Meşhur hikayedir; deve kuşuna “uç” demişler “ben deveyim” demiş, “koş” demişler “ben kuşum” demiş. İşine geldiği gibi kimlik değiştiren, işine geldiği gibi ilke hatırlayan bu “deve kuşu” siyasetini medyamızda bolca izliyoruz.

Diğerine ne demeli: Rektörün ifadelerinin sorumsuzca olduğunu ve haddini aştığını iddia ediyor. Zamanında kendisine yönelik iftiralar havada uçuştuğunda, “beni arayıp bilgi isteseydiniz” demiyor muydu? Kendinize yapılınca “Araştırın!”, başkasına yapılınca “Vurun abalıya!” Bu nasıl bir çifte standarttır?

Rektörlük makamında oturan bir insanın, atfedilen o pespaye paylaşımları yapması için aklını yitirmiş olması lazım. Kendi isimlerine iğne ucu kadar laf gelse dünyaları yıkarlar ama koskoca bir profesöre atılan böylesine büyük bir ithamın peşine düşmek zahmetine bile girmezler.

Asıl sorulması gereken soru şu: Neden bu üniversitenin gerçek başarıları değil de sahte hesapların fısıltıları konuşuluyor? Şırnak Üniversitesi; bugün düzenlenen uluslararası konferanslar, paneller, sempozyumlar ve akademik makalelerle Türkiye’deki pek çok üniversiteden çok daha aktif bir bilimsel üretim merkezidir. Akademik tezler ve bilimsel çalışmalar noktasında Türkiye’nin pek çok kurumunun önündeyken, neden bu bilimsel hamleler değil de dijital trollerin yalanları manşetleri süslüyor? Bilimin sesinin bu kadar yüksek çıktığı bir kurumda, neden sadece iftiranın gürültüsü duyuluyor?

Bu yalan haberlere inanıp sesini yükseltenlere seslenmek istiyorum: Elinizde bu saçma sapan sahte hesaplar dışında bir belge varsa buyurun söyleyin, biz de bilelim! Yok eğer tek dayanağınız trollerin kurguladığı bu iftiralar ise, bir an evvel yaptığınız bu yanlıştan dönün.

Bir de çıkmış utanmadan “liyakatsiz atama” diyorlar. Yahu adamın profesörlük kadrosu gelmiş, akademik yeterliliği ortada ve YÖK’ün onayıyla ataması yapılmış. Görev yaptığı yıl belli şartlar belli. Bunda nasıl bir sadakat ya da torpil aranabilir? Bu, dedikoduyla veya trollerin hezeyanıyla engellenebilecek bir süreç değildir.

Üstelik bir rektör niye çıkıp Facebook hesabından, üniversitedeki atamaların “gösterilen sadakate” göre yapıldığını dile getirsin? Bu kadar mantık dışı bir iddia olabilir mi? Bence bundan daha vahim olan, bu iddiaya inanıp karşılık vermektir.

Biz, bu memlekette yaşayan insanlar olarak, bu haksızlığı hak edecek ne yaptık da memleketimiz bu kadar aşağılanıyor? Başka bir memlekette olsa yer yerinden oynar, bu iftiraları yapanlar barınamazdı. Ama bizde, resmen alkışlanıyorlar. Bu ucuz suikastler sadece rektörün ve üniversitenin itibarını zedelemekle kalmıyor, Şırnak’ı da doğrudan tehlikeye atıyor. Dışarıdan bakanlar Şırnak’ı bilimle değil; feodal bir zihniyetle yönetilen, korkulan bir yer sanıyor.

Artık bu sessizliğe bir son verilmeli. Başta Şırnak Valimiz, milletvekillerimiz, Belediye Başkanımız ve bu şehrin tüm akil adamları olmak üzere, memleketin vicdan sahibi her ferdinin bu durumu gereken tüm mecralarda anlatması ve kurumlarına sahip çıkması gerekiyor.

Bu vebal hepimizin, tek bir kişinin değil!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Ceyhan ERENER-GÜNDEM Arşivi