Prof. Dr. Nurullah AGİTOĞLU

Prof. Dr. Nurullah AGİTOĞLU

GÜNÜMÜZDE TOPLUMSAL PROBLEMLER: KEYFÎ ESTETİK AMELİYATLAR

Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah insanı en güzel şekilde yarattığını bildirmektedir: “Andolsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık” (et-Tîn 95/4). Ayrıca insanı, eşref-i mahlukât kabul ederek kendisine halife tayin etmiştir. Bunlar insanoğluna verilen değerin ve onun diğer yaratılanlara üstün kılınmış olmasının delilleridir.

İnsanın dünyada diğer varlıklara üstünlüğü ve onlara hükmetmesi açık bir husustur. Bu derece kıymetli bir varlık olan insanoğlunun, makul ölçüler içerisinde süslenmesi ve yaratılış gayesine ters düşmeyecek şekilde hoşuna gidecek tarzda bir yaşam sürmesinin önünde dinen bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Yüce Yaratan, asıl hedefin ahiret hayatı olduğunu bildirdiği ayette dünya hayatına da vurgu yapmaktadır: “Allah’ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma.” (el-Kasas, 28/77) Dünyadan nasibin unutulmamasının şöyle anlaşılabileceği belirtilir: Asıl amaç ahiret yurdunu kazanmaktır, ancak dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak gerekir (Kur’ân Yolu, 4/245-246).

Mümin insan kendini dünyaya kaptırmadan dünyadan faydalanır. Cenab-ı Allah’ın halk ettiği bunca nimet boşuna değil, haşa. Bunlardan elbette yararlanır, ama imtihan dünyasında olduğunu unutmadan. Harama girmemeye dikkat eder. Nitekim ‘helal dairesinin keyfe kâfi olduğu, harama girmeye ihtiyaç olmadığı’ vurgulanır.

Öte yandan bir Müslümanın, kendisine emanet olarak verilmiş olan bedenine karşı sorumlulukları olduğunu da biliyoruz. Bu anlamda hastalığa düşmemeye dikkat etmesi, ruh ve beden sağlığını muhafaza etmeye çalışması gerekir. Aksi bir tutum bu dünyada sıkıntılara neden olacağı gibi ahirette ciddi bir hesap vermeyi gerektirecek duruma düşürür. Hastalanmadan evvel sıhhatine zarar verecek hususlardan kaçınması gerektiği gibi hastalandığında da tedavi yollarını araması lazımdır. Dinin tavsiyesinin de bu yönde olduğu izahtan varestedir.

Tedavi çeşitleri içerisinde sayılan estetik ameliyatlardan bahsetmek istiyoruz. Günümüz modern tıp imkanları çerçevesinde ve bir gereklilik durumunda gerçekleştirilen estetik operasyonlar, gerçekten şükre vesile olacak büyük nimetlerdendir.

Ancak dikkat çekmek veya daha güzel görünmek maksadıyla doğuştan sahip olunan fıtratı yani yaratılış özelliklerini bozmak caiz değildir. Nisa Suresi 119. ayette geçen “… Allah’ın yarattığını değiştirecekler” ifadesini, bu bağlamda akıldan çıkarmamak gerekir. Bu ayetin tefsiri sadedinde şöyle bir açıklama yapılmaktadır: “Günümüzde tıbbın mümkün hale getirdiği estetik ameliyatlarla yapılan değiştirmeleri de ikiye ayırmak gerekecektir. Normal olana göre biçimsiz, yersiz, aşırı hacimde, maddî veya psikolojik olarak rahatsızlık verici oluşumların düzeltilmesi. Bunlar tedavi sayılır ve câizdir. Normal olanı ya daha ziyade güzelleştirmek veya değişiklik arzusuyla değiştirmek. Yaratılış düzenini değiştirmeyi hedefleyen bu tür uygulamalar dinen onaylanmamıştır.” (Kur’an Yolu,2/148-149).

Konuyla ilgili Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında da şöyle geçer: “Hz. Peygamber (sas), süslenmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri yontarak seyrekleştirmek gibi ameliyeleri, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanları ve yaptıranları kınamıştır (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libas, 33). Buna karşılık vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek, bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir. Nitekim Arfece adlı sahabi, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, altından bir burun yaptırılmasına Hz. Peygamber müsaade etmiştir (Ebû Dâvûd, “Hatem”, 7; Tirmizî, “Libâs”, 31). Buna göre hastalık sebebiyle saçları dökülenler, kaza sonucu burun, kulak, göz gibi organlarını kaybedenler veya vücudunda doğuştan ya da sonradan meydana gelen şekil bozuklukları bulunanların estetik ameliyat yaptırmaları bir tür tedavi olup, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilemez.”

Yukarıda da izah edildiği üzere estetik ameliyatların tıbbi tedavi kapsamında olması, bir zaruret veya ciddi bir bedensel maslahata binaen gerçekleştirilmesi icap eder.

Ancak maalesef günümüzde özellikle gençlerimiz arasında keyfî olarak estetik ameliyatların yaygınlaştığını görüyoruz. Hiçbir tıbbi gerekçe olmadan sırf daha güzel görüneyim diye bıçak altına yatmanın makul bir izahı yoktur. Kaldı ki sapasağlam bir bedeni de çok büyük bir risk altında bırakan böyle bir işlem başka hastalık veya sıkıntılara da sebebiyet verebilmektedir.

Modern dönem insanı olarak bizler, hep bir yerlerden yönlendiriliyoruz. Ne yapacağımız ne kadar ve nasıl yapacağımız bir yerlerden bize dikte ettiriliyor, maalesef. Buna komplo teorisi diye itiraz edecek kimse çıkmaz sanırım. Farkında olarak veya olmayarak bir sistemin içerisinde figüranlar olarak oradan oraya savruluyoruz. Bize TV dizilerinde, internette birileri idol veya rol modeli olarak dayatılıyor. Rol modeli olarak gösterilenlerin hem gerçek hayatta hem de o ekranlarda hiç de örnek olmadıklarını da gayet iyi biliyoruz. Aşılamaya çalıştıkları hayat tarzlarının ne dinen ne de örfen bize hiç uymadığının da farkındayız. Ama cezbediyor nefislerimizi ve körpe çocuklarımızı o ekranlar, çoğu zaman. Kaldı ki sonu olmayan, doyumsuz bir girdabın içine çekiliyoruz. Büyük bir tuzak değil mi bu?

Gerçek anlamda rol modeli olacak bize ait çok şahsiyet var; başta Resulullah (sas) olmak üzere, ashab-ı kiram’dan başlayarak örnek alacağımız çok büyüğümüz var. Hatasıyla sevabıyla bize ait olan, orijinal, özgün bir geçmişimiz var; başka medeniyetlerin geçmişinden kat kat daha fazla insanlığa değer katan. Ama gel gör ki yüzümüz başka yerlere çevriliyor, dikkatimiz başka yönlere toplanıyor. Dikkat etmemiz gerekmez mi? Daha ne zamana kadar gaflet içinde bilinçsizce hareket edeceğiz? Rabbim akıl, fikir ve iz’ân versin bize.

Özellikle gençlerimiz ve çocuklarımız büyük bir riskle karşı karşıya. Hayata bakışımız, neye sevinip neye üzüleceğimiz hep modern dünyanın kitle iletişim araçlarıyla belirleniyor. Bu bağlamda kendimizi hep eksik ve kusurlu görmeye başlıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, keşke amellerimizi, iyiliklerimiz eksik görsek. Ama maalesef vücudumuzu, bedenimizi, görünüşümüzü eksik-kusurlu görmeye başladık. Şükredeceğimiz sayısız nimete boğulmuşken, bir memnuniyetsizlik hali beliriyor bizde. Doymuyoruz bir türlü. Nefsimiz sınır tanımıyor, adeta. Hep daha fazlası, hep daha güzel olayım, daha alımlı görüneyim sevdası.

Öte taraftan güzelliğin izafi ve göreceli olduğunu hiç aklımıza getirmiyoruz. Sevdiğimiz ve benimsediğimiz birisi veya bir şey bize güzel gelmeye başlamıyor mu? Daha açık bir örnek vereyim. Her birimize kendi çocuğumuz dünyanın en tatlı en güzel çocuğu görünmüyor mu? Kim kendi çocuğunun çirkin ve itici olduğunu düşünür? Nitekim bütün çocuklar tatlıdır, şirindir. Her çocuk kendi ebeveyni yanında en güzel en tatlı ise, neticede tüm çocuklar tatlıdır ve güzeldir. Elhak bu böyledir.

Peki kendi görünüşümüzü veya kendi bedenimizi niye beğenmemeye başladık. Mükemmel bir yaratılışa sahipken insan olarak, neden hep bize güzel diye dayatılan başka hedeflere odaklanıyoruz. Biraz düşününce üzerinde, meselenin hiç de karmaşık olmadığı rahat anlaşılır, sanıyorum.

Sözün özü, Rabbimizin sayısız nimetlerine karşı şükürdar kullar olarak ruh ve beden bütünlüğü içerisinde kendi kıymetimizi bileceğiz. Ortada bir zaruret veya tıbbi bir gereklilik olmadıkça estetik ameliyatların kesinlikle caiz olmadığının farkında olacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Nurullah AGİTOĞLU Arşivi