Prof. Dr. Nurullah AGİTOĞLU
DERVİŞİN TAVSİYESİ
Yolda giderken elinde yüzlük tesbih, ağzında zikir ile yürüyen bir dervişe rast geldim. Selam verdim, ‘en güzel biçimde’ aldı selamımı. Beraber yürümeye başladık. Müsaaden varsa sana bir soru soracağım dedim; buyur dedi.
-İnsanlar arasında muhabbet azaldı, ilişkiler daha çok çıkara dayalı artık. Gösteriş ve riya iliklerimize işledi. Herkes ‘Nasılsın?’ sorusuna ‘iyiyim’ diye cevap veriyor. Herkes gülüyor, ama sanki mutlu değiller. Buna bir çare var mıdır?
Derviş durdu ve derin bir nefes aldı. Durup uzaklara dalmamı çok da derin manalara yorma evladım, dedi. Tebessüm ederek şöyle devam etti: “Tansiyon, şeker, kolesterol, ne ararsan var. Bazen durup dinlenmek gerekiyor. Şırnak’ın yokuşları biraz da durmayı, düşünmeyi, kendini frenlemeyi öğretiyor bize.”
Çok da beklemediğim bir cevaptı, fakat asıl soruma yanıt beklediğimi görünce gözlerini hafifçe yumup açarak devam edeceğini hissettirdi.
-Bak evladım. Muhabbeti kaybettik diyorsun, doğrudur. Halbuki özümüz muhabbet, bizim. Muhammed’in (sas) ümmetinden olana muhabbetten uzak düşmek yakışır mı? Biz Muhammed’i (sas) kaybediyoruz, ondan muhabbet de gidiyor.
Bu sözlerini biraz daha açar mısın, dedim. Elbette, dedi.
-Size muhabbeti yaygınlaştıracak şeyi öğreteyim mi buyuran Resulullah (sas) ikram etmeyi, selamlaşmayı tavsiye etmişti. Bu aranızdaki sevgiyi artırır, demişti. Biz bunu kaybettik işte. Biz ziyaretleşmeyi kestik evladım, kimse kimseyi ziyaret etmiyor, muhabbet etmiyor, adamakıllı selam verip hâl hatır sormak bile ağır geliyor bize.
Dervişin anlattıkları nefsime ağır gelmeye başlamıştı. Demek ki doğru tespitlerdi. Yürümeye devam ederken bir çay ocağının önünden geçiyorduk, içeri girdik ve birer çay istedik. Derviş, çayım gelsin öyle devam edeceğim, dedi. Eyvallah dedim. Çayı geldiğinde küçük bir parça şekeri ağzına alıp çayı yudumlamaya başladı. Sözlerini şöyle sürdürdü:
-Evladım. Eskiden komşularımızı, akrabalarımızı, hastaları, dertlileri hep ziyaret ederdik. Hiçbir beklentimiz, gayemiz olmasına gerek yoktu. Allah rızası için insanlar birbirini ziyaret ederdi. Bunu yok ettik. Her birimizin ziyaret ettiği şey cebimizde artık. Cep telefonuyla, televizyonla uğraşmaktan insana vakit ayıramaz olduk. Evimizdeki düzen bile televizyona göre ayarlanır oldu. Hayatımızın merkezinde sadece maç yayınları, diziler, oyunlar, videolar yer almaya başladı. Çocuklarımız kendini ifade edemez oldular artık. İki kelimeyi yan yana getiremiyorlar. Gerçek hayatta birbirimizden kaçtık, sanal dünyalarda arkadaş sayısının, beğenilme, tıklanma sayısının peşine düştük. Bize verilen nimetleri böyle mi kullanmalıydık? İnternetin, televizyonun, sosyal medyanın iyi taraflarını inkâr etmiyorum. Ama ne yazık ki bağımlısı olduk, kölesi olduk bu cihazların. Böyle bir toplumda muhabbet mi kalır? Sevgi ve saygı mı devam eder? Kendimiz ettik kendimiz bulduk. Kimseyi suçlamayalım evladım. Herkes kendine baksın. Ya özümüze döneceğiz ya da yavaş yavaş insan kalabalıklarına dönüşeceğiz. Amacı olamayan, değerleri gevşemiş, merhameti terk etmiş insan yığınlarına dönüşeceğiz bu gidişle. Sorun bizde, ama çare de bizde. İstiyorsak tabi.
Derviş konuşurken çayını bitirmişti, ama benim çayım soğumuş ben de ‘kendime soğumuş’tum. Gerçeklerle yüzleşmek iştah mı bırakıyor insanda.
‘Canını sıktım biraz, ama sen istedin, sen sordun, kusura bakma.’ dedi Derviş hafif tebessüm ederek. ‘Estağfirullah, iyi oldu, beni sarstın, ama biraz kendime gelmeme vesile oldu’, dedim. Yanında duvara dayadığı Şırnak bastonunu eline alıp ‘Ya Allah’ diyerek kalktı ve müsaade istedi. Giderken arkasından seslendim: “Bize dua et, lütfen.”
Dönüp baktı ve şöyle dedi: “Elbette ederim. Sen de dua et. Duamız olmazsa bir kıymetimiz olmaz Hak katında. Ama duadan önce yapmamız gerekenler var evladım. Onları yapalım ki istemeye de yüzümüz olsun.”
Çay parasını ödeyip çıkarken cebimden telefonumu çıkarıp baktım, bir sürü bildirim ve mesaj birikmişti. O anda mesajları okumaya utandım. Sadece uzaklaşan Dervişin arkasından uzunca baktım. Ağzımdan usulca şu kelimeler döküldü:
“Allah’tan ümit kesilmez.
Özümüze dönebiliriz, biraz gayret, biraz emek…
Gerisi O’nda. Netice O’nda.
Hepsi O’nda. Her şey O’nda.
Bizi nefsimizle baş başa bırakma Ya Rabbi.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.