Leyla EDİŞ
Doğmadan Önce Dünya Çok Güzeldi Çünkü İnsan Dünyaya Ağlayarak Gelir..
Hep biz konuştuk, hep biz anlattık, hep biz dinledik birbirimizi. Hadi bu kez, bizimle hiç konuşmamış ama bizi hep dinlemiş olanları dinleyelim.
Anne karnında iki bebeğin dünya sohbetlerine kulak verelim…
Anne karnı… Dünyanın en güvenli adresi. Belki de yeryüzündeki tek minnetsiz yer. Telaşı yok, koşturmacası yok, alarmı yok. Dışarıya dair tek bilgi; ara sıra duyulan boğuk sesler ve hiç durmadan atan bir kalbin ritmi.
Burada zaman, dışarıdaki gibi acele etmez. Sesler uzaktan gelir, ışık süzülerek içeri sızar. Her şey, yumuşak bir rüyanın içinden geçiyormuş gibidir. Ve küçücük bir evrende, henüz adı bile konmamış iki merak büyümeye başlar.
İki bebek, yan yana…
Biri hiç susmaz.
“Doğunca ilk ne yapacağız?”
Diğeri hiç duraksamaz.
“Bulutlara dokunacağız.”
“Gerçekten mi?”
“Elbette. Büyükler konuşunca hep, ‘Gökyüzü senin sınırın.’ diyorlar.”
“Bulutlar pamuk gibi mi?”
“Daha da yumuşaktır. İsteyen cebine biraz koyup eve götürür.”
İlk bebek düşünür.
“Peki insanlar hiç üzülüyor mu?”
“Neden üzülsünler? Kocamanlar ya… Büyük olunca her şeyi biliyor oluyorsun.”
“Kimse ağlamıyor yani?”
“Sadece sevinçten.”
Kısa bir sessizlik olur…
Sonra yine sorular…
“Doğunca herkes bizi bekliyor olacak mı?”
“Tabii. Herkes sadece bizi alkışlamak için toplanmış olacak.”
“Hiç yalnız kalmayacağız yani?”
“Asla.”
“Peki insanlar birbirlerine hiç yalan söyler mi?”
“Ne gerek var? Konuşabilen niye yalan söylesin?”
“Peki savaş?”
“O da ne?”
“Bilmem… Geçen dışarıdan biri öyle dedi.”
“Herhâlde bir oyun.”
İlk bebek derin bir nefes alır.
“Demek dünya güzel bir yer.”
“Harika bir yer.”
Tam o sırada dışarıdan telaşlı sesler yükselir.
Kalp biraz daha hızlı atmaya başlar.
İçerideki sessizlik, yaklaşan vedanın habercisidir.
İlk bebek son bir soru sorar.
“Sence bizi ilk kim karşılayacak?”
“Sevgi.”
“İlk duyacağımız şey ne olacak?”
“Gülümsemeler.”
“İlk yapacağımız şey?”
“Sanırım gülmek.”
Ve sonra…
Kapılar açılır.
Işık…
Soğuk…
Yabancı eller…
Ciğerlere dolan ilk nefesin sancısı…
Bir çığlık…
Ve ağlarlar..
Belki de insanın dünyaya ilk ağlayışı, dünyanın kötü olduğundan değil; hayal ettiği kadar kolay olmadığını anladığındandır.
Sonra büyürüz.
Birimiz hâlâ ummadık sorular sorar.
“İnsan neden kırar?”
“Neden sever de gider?”
“Neden çocuklar savaşların ortasında büyür?”
“Neden mutluluk kısa sürer?”
Diğerimiz ise; içimizde yaşamaya devam eder..
Hâlâ bulutlardan ceplerimize koyabileceğimize inanır.
İnsanların bir gün yalan söylemeyi bırakacağına…
Kapıların sevgiyle açılacağına…
Ve dünyanın, bir bebeğin hayal ettiği kadar güzel olabileceğine…
Hâlâ inanır.
Belki de büyümek, içimizdeki o hayalperest bebeği susturmak değildir.
Belki de asıl büyümek; dünyanın bütün gerçeklerine rağmen, onu kaybetmeden yaşamayı öğrenebilmektir.
“Sınavı Kaybeden Kimdi: Çocuk mu, Biz mi, Sistem mi?”
23 Haziran 2026 Salı 00:01AVM Değil, Yarım Kalmış Bir Hikâye: Şimdilik Bununla İdare Edelim..
10 Haziran 2026 Çarşamba 00:47Bir Fıkranın İçinde Bir Halkın Onuru; Kadına değil, Hakikate Çarptılar..
07 Haziran 2026 Pazar 00:00BENİM ÜTOPYAM
21 Mayıs 2026 Perşembe 15:14Dengbêjlerden TikTok’a uzanan Gençlik : Bir Elde Gelenek, Bir Elde Telefon
14 Mayıs 2026 Perşembe 17:00Anneme Mektup
30 Nisan 2026 Perşembe 09:24Şehir Kimin Hikâyesi?
15 Ocak 2026 Perşembe 10:01SİSLİ BİR SABIRLA YAZILMIŞ BİR KIŞ …
08 Ocak 2026 Perşembe 12:22Yıl Değişir, Şehir De Değişir Mi … ?
01 Ocak 2026 Perşembe 00:08Herkesin Bildiği ve Sessiz kaldığı Sorular Şehrimizde Konuşulmayanlar Üzerine…
25 Aralık 2025 Perşembe 00:01
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.