Prof. Dr. Nurullah AGİTOĞLU
İHSAN VE MURAKABE BAĞLAMINDA MUHASEBE (2)
İhsanla yakın ilişki içerisinde olan bir başka kavram daha vardır: Murakabe. Murakabe zaten gözetim demek. Yukarıda da izah ettiğimiz gibi, ihsan şuurunun insana günlük hayattaki yansıması diyebiliriz murakabe için.
Sufiler, murakabe kavramı çerçevesinde bireye bilinçli bir kulluk halini kazandırma gayreti içerisinde olmuşlardır. Onların, murakabe için referans olarak kabul ettikleri ayet ve hadisleri bir bütünlük ve insicam içerisinde ele aldıklarını ifade edebiliriz. Onlar, murakabenin kişiye kazandıracağı konsantre hali ile hesabı verilebilir bir hayatın peşinde olduklarını gözler önüne serme gayretinde olmuşlardır (Öztürk, 1989: 271.) Zünnûn-i Mısrî, “Bir kimse gönlündeki hatıralarda Allah'ı murakabe ederse, Yüce Allah, zahirdeki hareketleri itibarıyla onu büyük kılar” tespitiyle bu noktaya işaret etmiştir. Murakabe, ağırlıklı olarak bir iç denetim mekanizması geliştirmek şeklinde görülse de dışa yansıyan boyutu, bir başka ifadeyle, ahlaki gelişim üzerindeki olumlu tesiriyle de sufilerin üzerinde durdukları bir konudur. Örneğin, Hâris el-Muhâsibî, “Bâtınını, murakabe ve ihlasla düzeltenin zahirini Allah Teâlâ, mücahede ve sünnete tebaiyetle bezer” sözleriyle sufilerin murakabe hassasiyetiyle dış âlemle olan ilişkilerini İslami bilinçle dizayn ettiklerini dile getirmiştir. Murakabe kişiye zaman bilinci kazandırması bakımından da değer verilen bir kavram olarak kabul görmüştür (Göztepe, Çınar, 2018, 81-82).
İhsan ve murakabeyi bir yönüyle eş anlamlı da kabul edebiliriz. Dikkat çekmek istediğimiz önemli bir diğer nokta, bu iki kavramdan kişinin iç dünyasıyla ilgili yeni ameliyenin tevellüd etmesidir. Bu ortaya çıkan önemli faaliyete muhasebe diyoruz. Kişinin kendini hesaba çekmesi ve nefsiyle hesaplaşmasını kastediyoruz. Bu çok önemlidir.
Bir esnafı veya tüccarı düşünelim. Günün sonunda, ayın sonunda ve yılın sonunda yaptığı bir hesap vardır. Muhasebesini yapmak zorundadır. Bazen bu iş için profesyonel yardım da alması gerekebilir. Burada önemli olan; en basitinden, neyin harcandığı, neyin kazanıldığı, kâr-zarar durumunun ortaya konulmasıdır. O ticaretin devamı veya geleceği bu muhasebeye bağlı değil midir?
Teşbihte hata olmasın, yukarıdaki örneği konuyu daha iyi anlayalım diye verdik. Kişinin elbette kendisiyle de bir muhasebesinin olması gerekir. Mümin olan bir insan iman aşamasını geçmiştir. İman aşamasını kat eden bir insan ibadetini yaparak ve salih amel işleyerek İslam merhalesini de geçmiş olur ki Müslüman vasfını da kazanır. Bu iki basamağı aşan kişinin önünde üçüncü bir basamak vardır ki o da hadiste vurgulanan ihsan merhalesidir. İhsan şuurunu özümseyen birey murakabe altında olduğunu aklından çıkarmaz. Böyle davranan biri de nefis muhasebesini ihmal etmez. Günlük muhasebesini tutar, haftalık muhasebesini yapar, aylık ve yıllık muhasebesini de gerçekleştirir.
Hz. Ömer’in “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, büyük hesap günü için kendinizi hazırlayın. Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.” (Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyame”, 25) sözü nefis muhasebesinin önemi ve sürekliliğine işaret eder.
İhsan ve murakabe bağlamında muhasebe ihmal edildiğinde, esas hesap verme vakti olan kıyamet gününde iş işten geçmiş olacaktır. Oradaki muhasebede geriye dönüp eksikleri telafi imkânı hiç olmayacaktır. Bu biraz da girilecek önemli bir imtihanın deneme sınavlarına benzer. Deneme sınavında eksiğinizi görüp telafi etmeniz mümkün olur; zayıf olduğunuz yerden kendinizi geliştirme şansına sahip olursunuz. Ama gerçek sınavda böyle bir hak tanınmaz size.
Bize düşen, mümin kullar olarak, iman ve teslimiyetin yanında daima ihsan azığını da taşımaktır. Günümüz dünyasında güvenlik amaçlı olarak teknolojik aletler vasıtasıyla daima gözetlenebiliyoruz. Bu durum birçok insanı yanlış yapmaktan alıkoyuyor. Bizi gözetlediğinden yani murakabe ettiğinden zerre şüphe duymadığımız Rabbimize karşı ihsan bilinciyle hareket ettiğimizde gerek dünya gerekse ahirete müteallik tüm işlerimizin daha düzgün olduğunu müşahede edeceğiz.
İman mahallesinde İslam sokağını ihsanla ışıklandırmalıyız. Aksi takdirde karanlıkta kalırız. Mümin nurlu insandır, Allah’ın nuruyla bakar varlığa. Hz. Peygamber bunu feraset kavramıyla da ifade eder.
İhsan varsa feraset vardır. Feraset varsa basiret ve idrak de vardır.
İdrak, basiret ve ferasetle bakan insan ‘gerçekten’ görür. Gören de yanlış yapamaz. Zira Allah’ın her şeyi her an gördüğünü aklından çıkarmaz. Esas görme de bu değil midir?
Rabbim bizi ihsandan ayırmasın ve bizi muhsin kullarından eylesin. Âmin.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.