Ceyhan ERENER-GÜNDEM

Ceyhan ERENER-GÜNDEM

Beka sorunu Kürtler mi?

Ormanın mutlak hâkimi Aslan, kendi halinde otlayan, güçlü ve çalışkan Boğa Şenzebe ile tanışır. İkisi dost olur. Aslan’ın gücü ile Boğa’nın emeği birleşince ormana derin bir huzur, büyük bir barış gelir. Fakat bu barış iklimi, sarayın hırslı çakalı Dimne’nin hiç hoşuna gitmez. Çünkü Dimne, varlığını krizlere, gerilimlere ve korkulara borçludur. Ortalık sakinken kimsenin ona ihtiyacı kalmadığını, pabucunun dama atıldığını fark eder. Yeniden “önemli adam” olabilmek için Aslan ile Boğa’yı birbirine düşürmeye karar verir.

Sinsice Aslan’a gidip,

“Boğa’nın senin tahtında gözü var, ormanı sana karşı örgütlüyor” diye fısıldar. Sonra Boğa’ya koşup,

“Aslan niyetini bozdu, seni ilk fırsatta parçalayacak, kendini koru” der.

Ortada hiçbir düşmanlık yokken, sadece Dimne’nin ürettiği bu “beka sorunu” ve fısıldadığı korkular yüzünden Aslan ile Boğa birbirinden kuşkulanmaya başlar.

Boğa, korku ve tedirginlik içinde Aslan’ın huzuruna çıkar. Uzaktan Aslan’a baktığında, Aslan’ın gerçekten de Dimne’nin anlattığı gibi pençelerini yere geçirmiş, şüpheyle ve öfkeyle kendisine baktığını düşünür. Can havliyle, hayatta kalabilmek için içgüdüsel olarak başını eğer ve boynuzlarını ileri doğru uzatarak savunma pozisyonuna geçer.

Aslan ise Şenzebe’nin o eğilmiş boynuzlarını görünce, Çakal Dimne’nin yalanını o an gerçek sanır:

“İşte, Dimne haklıymış, bu hain bana gerçekten saldıracak!”

Ortada hiçbir ihanet veya gerçek bir düşmanlık yokken, sadece bir çakalın fısıldadığı korkular yüzünden Aslan büyük bir öfkeyle öne atılır. Çıkan kanlı ve tozlu kavgada Aslan, en yakın dostu olan Boğa’yı oracıkta parçalayarak öldürür.

Orman kan gölüne döner, barış biter. Herkes kaybeder. Kazanan tek kişi, köşeden bu yıkımı izleyip;

“Ben size tehlikeyi haber vermiştim” diyerek sahte bir kahramanlık taslayan çakal Dimne olur.

Bugün Türkiye siyaset sahnesinde de kendi varlıklarını kanıtlamak için, 85 milyonluk ülkenin huzurunu ateşe atmaktan çekinmeyen, siyasi ömrünü “ötekileştirme” üzerine inşa eden modern Dimne’ler var.

Bunun son sahnesini Amedspor’un 1. Lig’e çıkışında izledik. Sahaya çıkmış, ter dökmüş ve hakkıyla bir üst lige yükselmiş bir futbol takımının sevincini, adeta bir “ülke işgali” gibi sunmaya kalktılar. Ucuz popülizm yapan parti başkanları varlıklarını kutuplaşma üzerine kurdukları için, “normalleşme” ihtimali bile uykularını kaçırmaya yetti.

Madem bu takım terör örgütüne yardım ediyordu, madem propaganda yapıyordu; düdük çalmadan, maçlar oynanmadan önce neredeydiniz?

Neden o zaman konuşmadınız?

Kaldı ki bu ülkede polis, savcı, mahkeme yok mu? Yargı dağıtmak, elinde atkıyla şov yapan siyasetçilere mi düştü? Kendinizi devletin yerine koyup, yargısız infazlarla toplumu zehirlemekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Yoksa bu takımın alın teriyle, bileğinin hakkıyla başarılı olabileceği, lig atlayabileceği ihtimali hiç mi aklınıza gelmedi? Sizi asıl titreten şey bir güvenlik açığı değil; yeşil sahaların toplumun barış sürecine katkı sağlayarak sizin oyunlarınızı bozma ihtimalidir. Çünkü kaos yoksa öteki yoksa ülkede size de ihtiyaç kalmıyor.

Bir de çıkmışlar, “Amedspor’un siyasi düşüncelerini beğenmiyoruz” diyorlar. Amedspor da siz düşüncelerini beğenmediniz diye kahrından günlerdir uyumuyor.

Güler misiniz, ağlar mısınız?

Hemen açıp bunların oy oranlarını inceledim. Oy oranlarının toplamı %2’yi geçmiyor. Sizin o çok kıymetli “düşüncelerinizi” de bu ülkenin %98'i beğenmiyor. Sandığa her gidildiğinde, Türkiye’nin büyük çoğunluğu size oy vermeyerek sizin o dışlayıcı, üstenci fikirlerinizi reddettiğini yüzünüze haykırıyor. Üstelik kendi dar siyasi pencerelerinizden bakıp Amedspor’u sadece belli bir kimliğe veya ideolojiye hapsetmeye çalışıyorsunuz ama o tribünlerin sosyolojisinden bile zerre haberiniz yok! O coğrafyanın sokaklarına, o stadyumun koltuklarına bir baksanız; bu takımı sadece Kürtlerin değil, o bölgede yaşayan muhafazakârların, memuriyetle veya ticaretle gelmiş Batılıların, annelerin, kadınların ve çocukların da aynı coşkuyla desteklediğini görürsünüz. Amedspor sizin sandığınız gibi bir “bölücü kalkan” değil; o bölge insanının ortak sevinci, sivil bir nefes alma alanıdır. Siz aslında bir takıma değil, bir coğrafyanın topyekûn gülümseme ve bir araya gelme hakkına düşmanlık ediyorsunuz.

Hele Kürtler sizin o insanı insana kırdıran, farklılıkları düşmanlık gibi sunan düşüncelerinizi zerrece onaylamıyor. Ve inanın, sizin gibi düşünmedikleri için, sizin o karanlık nefret ikliminize savrulmadıkları için kendilerini çok şanslı, çok onurlu hissediyorlar. Sizin siyasi tabularınız, Kürtlerin inancının ve kardeşliğinin sadakası bile olamaz. Sürekli aynı bayatlamış senaryo... Şunu o kibirli ve kafataşçı zihniyetinize artık iyice kazıyın:

Hiçbir Kürt bu bayrağı, bu vatanı, bu toprağı bölmek istemez. Hem kendi topraklarını niye bölsünler. İnsan kendi evinin kolonlarını keser mi? Burası zaten onların yurdu. Onların ortak vatanı. Eşit ve onurlu bir şekilde yaşamak istedikleri kendi topraklarını neden bölsünler? Asıl bölücülük; milletin kalbine, stadyumların tribünlerine, komşunun komşuya bakışına nefret tohumları ekenlerin işidir.

Artık kendi tükenmişliğinizi, Anadolu’nun çocukları üzerinden kışkırtmayı bırakın. Bu çok matah bir iş olsaydı ağababalarınız başarılı olurdu. Sizin kibriniz ve korkularınız, bu ülkenin barış umudundan daha değerli değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ceyhan ERENER-GÜNDEM Arşivi