Teknoloji Nereye, İnsanlık Nereye?

Bugün başımızı ne tarafa çevirsek teknolojinin baş döndürücü hızına tanık oluyoruz. Yapay zekâdan akıllı telefonlara, sağlıktan eğitime ve günlük yaşamımızı kolaylaştıran sayısız araca kadar her alanda teknolojinin sunduğu konforu yaşıyoruz. Ancak hayatı kolaylaştıran bu imkânların yanında, insanın değişmeyen hakikati de öylece duruyor. Teknoloji hemen her derde bir derman buluyor gibi görünse de varoluşun en yalın gerçeğine çare olamıyor: Ölüme çare yok. Ecel geldiğinde, en gelişmiş yazılımlar ya da en modern tıbbi cihazlar bile süreci değiştiremiyor; insana ancak geçici bir teselli sunabiliyor.

Gözlemin Gücü ve Gerileyen Değerler

Gezmeyi, gözlemlemeyi ve hayatı yerinde analiz etmeyi seven biri olarak sokaklarda, mekânlarda ve insanların gözlerinde net bir şekilde şunu görüyorum: Teknoloji ne kadar ileriye gidiyorsa, ne yazık ki insani değerlerimiz de bir o kadar geriye çekiliyor. İletişim araçları arttıkça gerçek iletişimimiz, bağlarımız ve samimiyetimiz zayıflıyor. Aynı masada oturan ama birbirinin yüzüne bakmak yerine ekranlarına bakan insanlar, modern çağın en büyük yalnızlığını yaşıyor.

İnsan Kalabilmek ve Ölçüyü Korumak

Şüphesiz ki teknolojiye ve yeniliklere karşı değilim; aksine gelişime önem verilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak bunu yaparken insanlığı, merhameti, vicdanı, onuru, sevgiyi ve saygıyı kaybetmemek temel şartımız olmalı. Ey insanoğlu! Kendini bu dijital dünyaya gereğinden fazla kaptırma; başını ekranlardan kaldır ve çevrendeki hayatı, dokunabileceğin insanları fark et. İnsanlar televizyona ve telefona ayırdıkları zamanın küçücük bir kısmını sevgiye, merhamete ve vicdana ayırabilselerdi, emin olun dünya çok daha yaşanılır ve huzurlu bir yer olurdu.

Zamanın Kıymeti ve Zihni Beslemek

Yaşım kırkın üzerinde... Bugüne kadar ne kendimi televizyonun ve telefonun esiri yaptım ne de o renkli camların sanal dünyasına teslim oldum. Çünkü biliyorum ki oralarda fazla kaybolursam ruhum sığlaşacak; insanlığım, vicdanım ve merhametim zedelenecek.

Neden mi bu kadar dikkat ediyorum? Çünkü insan bu dünyaya sadece bir kez geliyor ve geçen zamanın telafisi yok. Boş ekran kaydırmalarıyla tüketilen saatler, geri getiremeyeceğimiz en değerli sermayemizdir. Bu yüzden zamanımı telefona ya da televizyona değil; zihnimi rahatlatan, ruhumu dinlendiren, ufku genişleten kitaplara ve araştırmalara adıyorum.

Gerçek Hayata ve Aileye Dönüş

Eğer kendimi teknolojinin kontrolsüz akışına bıraksam, aile bağlarım kopacak; telefona bağımlı hale gelsen, sevdiklerimle arama görünmez duvarlar örülecek. İnsan kalabilmenin ve sıcak bir yuva huzurunu koruyabilmenin yolu; sosyal medyaya ve ekranlara sınır çizebilmekten geçiyor. Sanal beğeniler, gerçek bir tebessümün ve aile içi sıcak bir sohbetin yerini asla tutamaz.

Eskilerin de dediği gibi, her şeyin fazlası zarar. Hayatı ölçülü yaşamak, dünyadan ve yaşamdan hakiki bir tat alabilmek gerek. Ekranların başından kalkıp insanların arasına karışmak, samimi sohbetler etmek, gezmek, görmek ve doğanın içinde ruhu ferahlatmak gerek. Ancak o zaman gerçekten yaşadığımızı ve bu dünyada bir iz bıraktığımızı hissedebiliriz.

Saygılarımla,

Yusuf Yetiş

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yusuf YETİŞ Arşivi