Cudi’nin en görkemli gerdanlığıdır Cızira Botan.
Cudi’nin kömür renkli gözleri Cizre’yi izleyip, Cizre’nin o sahipsiz, yetim libaslı hâline bakıp, Cizre’nin içindeki cevheri görüp o güzel gönlüne âşık olmuş…
Yeri gelir aşk diyarı, yeri gelir mertlik diyarı, yeri gelir yetimlik, kimsesizlik diyarı…
Sahibi çok, sahipsizlik diyarı…
Dicle; ah bir de o sahipsiz, kimsesiz, bulanık, içi karanlık, nereye aktığını bilmeden yanımızdan el sallayıp geçen nehir…
Bir de Cizre’nin hareketli ve heyecanlı çarşı hayatı…
Bir bakarsınız bayram şenliği, bir bakarsınız kan gövdeyi götürüyor.
Çeşitlilik arz eden, karmaşık bir kültür yığınına dönmüş.
Bir çocuğun güzel gülüşü gibiyken birden yetim ve ağlayan bir çocuğun hıçkırığına dönebiliyor.
Ey Cizir, ey bajar ve ey yetim şehir,
Evlatların çok babasız kaldığı bir diyar…
Yeraltı bertaraf, yer üstü ağaçsız ve kurak;
Evler çarpık ve düzensiz.
Elektrik telleri bile yaşlı ve beli bükük.
Gençler, Cizre’nin “Küçük Avrupa”sında yaşayan bir özenti hastalığında; hayatlarında gayesiz, amaçsız yürüyor…
Akıp gidiyorlar Dicle gibi, faydasız adeta…
Çocuklar haylazlık yolunda, büyüklerin kötü adetlerini taklit ediyor.
İhtiyarlar nasihat ediyor ama tesirsiz; nasihat dinleyen yok.
Annelerin ise kimsesiz ve sessiz bir çığlıkla bakmak dışında bir yetkisi yok maalesef (istisnalar var elbet).
Büyüğü dinlemeyen bir nesil,
Küçüğe verilemeyen bir edep mirası…
Cudi yetim,
Dicle öksüz,
Cizre sahipsiz…
Hey ahali…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.