Leyla EDİŞ
BENİM ÜTOPYAM
İşin Onuru, Ülkenin Geleceği: Bir Disiplin Manifestosu
Platon’un idealarına selam vererek başlamak istiyorum yazmaya; ama bu kez gözümü yerden kesmeden. Benim ütopyam, göğe değil sokağa bakıyor. Adı, şimdilik, Türkiye Ekonomi Partisi: Tek odak noktası “kalkınma”. Enerjiyi de gençlikten alan, omurgasını eğitim-iş ahlakı-teknoloji üçlüsünden kuran bir düzen tasarımı benim benim ütopyam.
Bu düzenin ilk taşı, ilkokulda konulur. Öce çocuklara sadece okuma yazma değil, “işin onuru” öğretilir ütopyamda. İş etiği, tüm müfredatın en üst çerçevesi olur: sözünde durmak, başkasının zamanına saygı duymak, risk almayı planla dengelemek, hatayı veriye çevirmek…
Ortaokula gelindiğinde, şehrin her esnafı: kasap, terzi, yazılımcı, kaynakçı vs. kapılarını bu enerjik çıraklara açar. Devletin görevlendirdiği birer eğitimci desteği ile geleceğin donanımlı birer ustalarına dönüşür. Aslında eski Köy Enstitülerinin ruhu, bugünün laboratuvarlarıyla buluşmuş gibi olur. Kod atölyeleri, yapay zekâ klinikleri, tarım teknolojisi seraları, temiz enerji atölyeleri. Çocuklar haftanın iki günü bu gerçek atölyelere dağılır; hem hayatın ritmini duyar, hem de disiplinli iş ahlakını içselleştirmiş olur.
Gelelim diğer değerlere.. Din, adalet, eğitim.. Hiçbiri satın alınabilir değil benim ütopyamda. Çünkü kurumların güven üreterek ayakta durduğuna inancım sonsuz. Değerler, disiplinle pekişir; ritüellerle değil.
Bu parti, tek başına iktidar gibi değil; tek amaç odaklı bir sözleşme gibi kurgulanır: Şiddetsiz bir ülke. Terör yok, savaş hali yok. Çünkü kaynaklarımızı önleyici sosyal politikaya, fırsat eşitliğine, hakemliği veriyle yapan bir adalet sistemine yatırıyoruz bu ütopyada. Şeffaflık, (ki bana göre en önemlisi) gösterişli cümlelerle değil, her vatandaşın telefonunda açtığında görebileceği bütçe akışlarıyla sağlanır. Hata yaparız; ama hatayı saklamak değil, düzeltmek itibar kazandırır. Devlet, “tek el” gibi görünse de asıl gücü, yetkiyi aşağıya yani okula, atölyeye, mahalle meclisine indirmesinden alır.
Genç nüfusun ileride azalacağını biliyoruz. O gün geldiğinde, kurduğumuz altyapı ve bilinç, eksilen elleri verimliliğin gerçekten artışıyla tamamlayacak. Makine öğrenmesi, otomasyon, akıllı tedarik ağları; insanı kenara itmek için değil, insanın yaratıcılığına alan açmak için devreye girecek işte o zaman. Bugünün çocukları, yarının kıtlığını öngören ama kıtlığı yönetebilen kuşaklar olarak yetişmiş olacak benim ütopyamda.
Yıllar önce okuduğum bir haber zihnime çivilendi. Amerika’da bir anne, yola fırlayan çocuğunu fark eder; yaklaşan tırın sürücüsü çocuğu göremeyecektir. Anne, çocuğa yetişemeyeceğini anladığı an, aklın hesabına sığmayan bir şey yapar: tırı iter ve çocuğu kurtarır. İnsan bedeni, paniğin şimşeğinde gizli kalmış bir kuvveti çağırır ve mucize gerçekleşir. Bu hikâyenin bilimsel açıklamaları bir yana, bana şunu öğretti:
Beynimizin “gerçek” diye çizdiği sınır, çoğu zaman alışkanlığın duvarıdır. Şartlar keskinleştiğinde, insan hiç denemediğini dener.
Benim ütopyam, işte o “kriz anı kuvvetini” günlük hayata tercüme etmek. Ülkeyi sürekli bir olağanüstülükte tutmak değil; olağanı, olağanüstü disiplinle örgütlemek. Çocukların merakıyla esnafın becerisini, mühendisin planıyla zanaatkârın sabrını, verinin soğukkanlılığıyla değerlerin sıcaklığını aynı masaya oturtmak. “Bugün” dediğimiz şeyi, “yarın”ın alışkanlığı haline getirmek.
Ütopyalar, kaçış planı değil; yön pusulasıdır. Benim pusulam, gençliğin enerjisini ekonominin diliyle, ekonomiyi de insanın onuruyla eşitlemek. Bir ülke, şiddetsizliği kural, şeffaflığı alışkanlık, işi de erdem kıldığında; tırları yoldan itmeyi beklemeyiz. Yolumuzu birlikte genişletiriz. O zaman Yaşasın Ütopyamın “Türkiye Ekonomi Partisi” ????
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.