Dr.Öğr.Üyesi Veli TATAR

Dr.Öğr.Üyesi Veli TATAR

İSLAM TARİHİNDE PETROL VE MADENCİLİK

Petrol Latincede taş manasına gelen “Petra” ile yağ anlamına gelen “oleum” kelimelerinden türemiştir. Petrol, diğer adlarıyla neft ya da yer yağı, karbon ile hidrojenden meydana gelen, sudan daha yoğun kıvamlı, koyu renkli, arıtılmamış, yer altından çıkarılmış doğal yanıcı mineral yağdır.

Petrol asıl itibarıyla yer altından çıkarılan işlenmemiş ham sıvı için kullanılmıştır. İçerisinde az da olsa azot, kükürt ve oksijen bulunmaktadır. Petrol sıvı halde bulunduğu gibi katı veya gaz halde de ortaya çıkabilir. Gaz halindeki petrole doğal gaz denilmektedir. Ancak petrolün önemli bir kısmı sıvı olarak bulunmaktadır.

Petrolün nasıl oluştuğu bilgisini elde etmek üzere uzmanlar saha ve laboratuvar araştırmalarında bulunmuşlardır. Yapmış oldukları tespite göre milyonlarca yıl önce, suların denizlere sürüklediği veya denizlerde yaşayan hayvan ve bitki kalıntıları; ısı, basınç ve mikroorganizmaların etkisiyle ham petrole benzer “kerojen”i oluşturmuştur. Kerojen daha sonra, üst tabakalara doğru gitmesi esnasında zamanla değişmiş ve ham petrolü meydana getirmiştir. Bu sebeple de hiçbir sahanın ham petrolü, genel olarak diğer bir sahanın ham petrolüne benzemez ve aralarında az çok farklar bulunur. Hatta bu durum, aynı petrol sahasında da çoğu zaman görülür.

Diğer bir anlatımla, bazı malzemelerin denize taşınmasıyla su diplerinde tabakalar şeklinde kalınlaşan çökeller oluşmuştur. Bu bölgelerde yaşayan ve ölen canlılar ile denizlere sürüklenen canlıların kalıntıları da bu malzeme ile karışmıştır. Böylece altta kalan tabakalar, üzerlerine çökelen yeni tabakaların sebep olduğu büyük basınç altında sertleşerek sedimanter kayalar haline dönüşmüştür. Bunun yanı sıra çamurlara karışan canlı kalıntılarının içerdiği hidrojen ve karbon molekülleri, zamanla ısı ve basıncın etkisiyle parçalanarak hidrokarbonları oluşturmuştur. Bu sebeple ham petrol ve doğalgaz, kömürle birlikte fosil yakıtlar olarak bilinir. Dolayısıyla petrol karbon esaslı fosil bir yakıt olup sudan daha hafif bir özelliğe sahiptir. Ayrıca suda çözünmez bir yapısı bulunmaktadır. Gözenekli kayalar ve geçirimsiz kayaçlar içinde kalıp sıkıştırılmış bir şekilde hapsolmaktadır.

Tarihi bilgilere baktığımızda petrolün bulunduğu ancak nasıl kullanılması gerektiğinin, işlenmesinin yeterince bilinmediğini günümüze kıyasla daha dar bir kullanıma sahip olduğunu görmekteyiz. İnsanlık milyonlarca yıl önce belli bölgelerde yeryüzüne çıkan petrolü biliyor ve görüyordu. Ancak onun nasıl ve nerede kullanacağını yeterince bilmiyordu. Belli bir zaman sonra petrol, asfalt olarak kullanılmaya başlandı. Sonrasında sağlık için kullanıldı. Herodot, petrolün 4000 yıl önce, Babil kuleleri ve duvarlarının inşasında kullanıldığını bildirmektedir. Babil civarındaki Ardenicca yakınlarında ve Zacynthus'ta zift kaynaklarının varlığı hakkında bilgi verilmektedir. Bu petrol kaynaklarının kullanıldığı önemli bölgelerden birisi Mezopotamya’dır. Sümerler ve Asurluların katranı özellikle gemi yapımında su geçirmeyi engelleyen izolasyon malzemesi olarak kullandıkları görülmektedir. Ayrıca elit kesimin katranı bir aydınlatma aracı ve ilaç olarak da kullandıkları bildirilmiştir. Farklı kaynaklarda ise petrolün bu tür ihtiyaçlar için kullanıldığı zikredilmektedir.

Mısırlılar M.Ö. 300 yıllarında petrol türevi bir maddeyi mumyalama işleminde kullanmaktaydı. Bizans da en önemli silahı olan “Rum ateşi”ni petrol ile keşfetmişti. Antik İran tabletlerine baktığımızda orada İranlıların sağlık ve aydınlatma alanlarında petrol kullandıkları belirtilmektedir. M.S. 347'de Çin'de bambu kaplı kuyulardan petrol üretildiği de aktarılan bilgiler arasında yer alır. Myanmar'da petrol ile ilgili inceleme yapan İngiliz araştırmacılar, Yenangyaung'da ileri düzeyde bir petrol üretim endüstrisinin olduğunu ve 1795'te elle kazılmış yüzlerce petrol kuyusunun üretimde olduğunu kaydederler.

Günümüzde Fransa sınırları içerisinde kalan Pechelbronn (Zift Çeşmesi) Avrupa'da petrolün ilk defa bulunduğu ve kullanıldığı yerin adıdır. İlk dönemlerde petrolün özellikle 1498 den bu yana sağlık gibi amaçlarla kullanıldığı bilinmektedir. Hatta erkeklerin saç dökülmesine karşı ilaç olarak kullandıkları da aktarılan bilgiler arasında yer alır. 1763’ten sonra motorlar icat edilince önceleri aydınlatma için kullanılan petrol, daha sonra motorların çalıştırılmasında kullanılmaya başlandı. 1886’dan sonra otomobillerde kullanıldı.

İslam tarihine baktığımızda Hz. Peygamber’in ona gelen Abdulkays heyetine yasakladığı ‘Hantem, Dübbâ, Nekir, Müzeffet’ kapları arasında yer alan müzeffetin, zift ile sıvanmış bir kap olduğu belirtilmiştir. Müzeffet kabının o dönemde Bahreyn taraflarında petrol türevi ziftin kapkacak yapımında kullanılması, Bahreyn bölgesinde ziftin bulunduğu ve kullanıldığı ihtimalini güçlendirmektedir.

Hz. Peygamber döneminde Arap yarımadasında bazı madenlerin olduğu, madencilikle meşgul olan şahıs ve kabilelerin var olduğu, kaynaklarda mevcut olan bilgiler arasından yer almaktadır. Bu dönemde madencilikle ilgilenen şahıs veya kabileler “Kayn” şeklinde adlandırılmışlardı. Kayn sözcüğü esasında köleler için kullanılmaktaydı. Bunun sebebi ise bedevi Araplar arasında bu sanatın ilkinde köleler ve mevali tarafından icra edilmesidir. Daha sonra kabileler arasında yaygınlaşmıştır.

Siyer ve meğazi kaynaklarında “Falanca kabileye ait maden yeri” , “falanca şahsa ait maden yeri” deyimleriyle sıkça karşılaşmaktayız. Hz. Peygamber’in bazı şahıs ve kabilelere ikta yoluyla verdiği madenlerle ilgili rivayetler de bu tespiti doğrulamaktadır.

Hz. Peygamber döneminde Arap yarımadasının birçok bölgesinde altın, gümüş, demir ve zümrüt gibi maden yatakları bulunmaktaydı. Elnure Azizova mezkûr dönemdeki maden yatakları hakkında geniş bilgi vermekte ve bu yatakların hangi kabilelere ait olduğunu sıralamaktadır. Söz konusu maden yataklarının büyük bir kısmının Beni Süleym, Belî, Bâhile, Kilâb, Nümeyr ve Kinâne kabilelerinin meskun olduğu Hicaz, Necid ve Tihame bölgelerinde bulunduğu görülmektedir. Bilhassa Beni Süleym, Belî ve Bâhile kabilelerinin bunların başında geldiğine yönelik kaynaklarda bilgiler yer almaktadır.

Beni Süleym kabilesinin Hicaz ve Necid bölgelerinde altın, gümüş, demir, bakır ve tuz gibi madenler bakımından zengin ve geniş arazilere sahip olması, bu bilgiyi pekiştirmektedir. Beni Süleym’e ait olan altın madeni kaynaklarda "Mehdü'z-Zeheb" (altın yatağı) olarak geçmektedir. Bugün de "Süleym madeni" olarak da bilinen bu altın madeninde, Suudi Arabistan Madenler Kurumu tarafından yapılan bir çalışmada altın çıkarmak ve onu yabancı maddelerden temizlemek için kullanılan bazı araç ve gereçlere rastlanıldığı gibi, o dönemin maden işçileri tarafından kazılan altın damarları da ortaya çıkarıldı. .Kaynaklarda bu madenlerden Buhran ve Fârân isimlerinden sıkça bahsedilmektedir.

Fârân madeninin İslam’ın zuhurundan çok öncelere dayandığına işaret eden bilgiler yine tarih kaynaklarında geçmektedir. Bilhassa el-Arabu’l-ûlâ’dan sayılan Amalika’nın bu bölgeye yerleşmesiyle madenciliğin başladığı nakledilmiştir. Amalika daha sonra Beni Süleym ve Belî kabilelerinin madencilikle uğraştığı nakledilmektedir.

Kaynaklarda Abbasilerin endüstri ve madenlere önem verdiği nakledilmektedir. Kuruldukları ilk dönemlerde Müslüman devletlerin yer altı kaynaklarından Irak’ta bir yer olan Faris’in kuzeyinde kükürt ve tuz; İran'da Elburz Eyaleti'nin yönetim merkezi olan Kereç bölgesinde ise ham petrol ve zift çıkardıkları nakledilmektedir. Aynı şekilde Fars ve Horasan’da demir, kurşun, bakır ve gümüş madenleri işletilmeye başlandı.

Hz. Peygamber döneminde petrol ile ilgili madenlerin olduğu hususunda herhangi bir bilgiye rastlanmasa da Abbasiler döneminde petrol madenlerine önem verildiği nakledilen bilgiler arasında yer alır. Hatta Abbasîler döneminde petrol kuyularını muhafaza etmek ve onu çıkarıp taşıma işi ile uğraşan işçileri denetlemek için bir görevli memurun görevlendirildiği nakledilmektedir. Mezkûr dönemde Abdussamed el-Mu'azzil adında bir şahıs, petrol müdürü olarak atanan ve bunun için de kibirlenen bir arkadaşına sitem ederek yazdığı şiirinde şöyle der: "Ömrüme yemin olsun ki; kibir gösterdin. Sanki Fadl b. Mervan için 'Ukbera valisi olmuşsun. Kibri bırak ve tevazu içinde kal! Zira petrol müdürünün değişmesi çok çirkin bir olaydır. Petrol kuyularını korumak hususunda kibir gösterdin. Kim bilir misk ve anber kuyuları üzerine tayin edilseydin nasıl olurdun.”

İslam dünyasında petrol çıkartıp rezerv eden diğer bir ülke de Mısır'dı. Mısır petrolü, Kızıldeniz sahiline yakın olan bir bölgede bulunan bir dağdan çıkarmaktaydı. Bu maden özel kaplarla toplanarak devlete ait silah fabrikalarına taşınmaktaydı. Kaynaklarda Musul hükümdarı İzzettin Mesud b. Mevdûd’un (ö. 589/1193), Salahaddin-i Eyyûbî'ye (ö. 589/1193) büyük miktarda petrol gönderdiği kaydedilmektedir. Keza Sicilya Adası'nda da bahar mevsiminde üç kuyudan petrol çıkarıldığı, petrolü yeryüzüne çıkarmada ilkel bir yöntem uygulandığı kaydedilen bilgiler arasında yer alır. Bu işle uğraşan işçiler yüzlerini ve burunlarını kapatır ve o şekilde kuyulara inmekteydi. Kuyuda yüzlerinin açılması durumunda ölümle nefes nefese gelmektelerdi. Onlar, su ve petrol karışımından meydana gelen bir sıvıyı, leğenlere koyup, su yüzeyine çıkan petrolü şişelere doldurmaktalardı.

İslam tarihinde petrolün bulunduğu bölgeleri ortaya çıkarmak için diğer madenlerle olan irtibatına değinmek yerinde olacaktır. Petrol ile yakından ilişkili olan barut, icât edilmeden ve ateşli silahlar kullanılmadan önce savaşlarda yangın çıkarmak için Hadar ateşi kullanılmaktaydı. Bu ateş ilk üç yüzyılda Araplar tarafından Cezîre bölgesindeki tarihî Hadar şehrine dayandırılmaktadır. Romalılar tarihi kaynaklarında bu ateşten bahsetmiş ve ona "Hadar Ateşi" adını vermişlerdir. Ayrıca bu ateş su ile temas edildiğinde de yanmaya devam ettiği için ona "yanan fitil", "alev" yani alevlenmiş ateş ve "güçlü alevi bulunan meşale", gibi adlar verilmiştir. Bu ateşin gücüne ve yakıcı tesirine bakıldığında bileşiminin ham petrolden meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu da o dönemde yaşayan insanların petrole sahip olduklarını göstermektedir. Nitekim bu bölgeye yakın petrol bölgeleri de olmuştur.

Hadar ateşi Bizanslılar tarafından ilk defa İstanbul’un fethi için Muaviye tarafından gönderilen İslam ordularına (M. 674) karşı kullanılmıştır. Daha sonra İstanbul'u kuşatan Ruslar'a karşı kullanılmıştır. Sonrasında ise Müslümanlar bu formülü Bizanslılar'dan öğrenerek ona "Rum ateşi" demeye başladı. Böylece İslam dünyasında bu ateşleme formülü daha da gelişmiş ve bu ateşe "neffate" veya "Zerraka" adi verilmiştir. Sonuçta İslam ordusunun ve İslam donanmasının özel bir bölümünü teşkil etmeye başladı.

Hadis ve tarih kaynaklarındaki bilgiler ele alındığında Hz. Peygamber döneminde bölge madenciliğinin daha çok altın ve gümüş ağırlıklı olduğu görülmektedir. Ancak sonraki zamanlarda petrol madenciliğinin de yaygınlaştığı görülmektedir. Azizova’nın Hz. Peygamber döneminde ele aldığı madenler arasında petrol madenciliği herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu husus Hz. Peygamber döneminde petrolün mahiyetinin tam olarak bilinmediği, bilinse de rezerv edilmediği hususuna dikkat çekmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr.Öğr.Üyesi Veli TATAR Arşivi